<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Restorasyon Merkezi - Bloglar</title>
		<link>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/blog.php</link>
		<description>Koruma Restorasyon konusunda tartışma ve bilgi platformu</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Sun, 20 May 2012 01:49:10 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>Restorasyon Merkezi - Bloglar</title>
			<link>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/blog.php</link>
		</image>
		<item>
			<title>http://alirizaeren.blogspot.com</title>
			<link>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?91-http-alirizaeren.blogspot.com</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 23:14:47 GMT</pubDate>
			<description>restorasyon ve kalemişi hakkında bilgi einmek ve çalışmalarımı incelemek isterseniz http://alirizaeren.blogspot.com bloğumu ziyaret ediniz...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">restorasyon ve kalemişi hakkında bilgi einmek ve çalışmalarımı incelemek isterseniz <a href="http://alirizaeren.blogspot.com" target="_blank">http://alirizaeren.blogspot.com</a> bloğumu ziyaret ediniz...</blockquote>

 ]]></content:encoded>
			<dc:creator>dexigner</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?91-http-alirizaeren.blogspot.com</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Abdülhamid'in ağzından çok çarpıcı Ermeni röportajı ve hükümette çalışan Ermenilerin isimleri...]]></title>
			<link>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?90-Abdülhamid-in-ağzından-çok-çarpıcı-Ermeni-röportajı-ve-hükümette-çalışan-Ermenilerin-isimleri...</link>
			<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 11:24:10 GMT</pubDate>
			<description>Resim: http://www.bugun.com.tr/newsFiles/1/0/0/1/1/1/1/0/0/1/1/0/0/0/0/0/file/81088.jpg  
Abdülhamid’in ağzından Ermeni meselesi 
1893’te ABD...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><img src="http://www.bugun.com.tr/newsFiles/1/0/0/1/1/1/1/0/0/1/1/0/0/0/0/0/file/81088.jpg" border="0" alt="" /><br />
Abdülhamid’in ağzından Ermeni meselesi<br />
1893’te ABD Büyükelçisi Terrell’i kabul eden Sultan Abdülhamid, Saray’daki Ermeniler ve Ermeni meselesiyle ilgili düşüncelerini aktarmış. 1897’de yayımlanan görüşme, hariçteki ‘kışkırtmayı’ yansıtıyor.<br />
<br />
Yine bir ekim günü tüm dünyanın gözü kulağı İsviçre’deki Zürih Üniversitesi’ndeydi. İngiliz devlet adamı Winston Churchill, İkinci Dünya Savaşı sonrası bu üniversiteden Sovyetler Birliği’ne seslenmişti. ‘Özgür ve Birleşik Avrupa’nın doğuşunu ve Avrupa’da yeni bir döneme girildiğini haber vermişti. Aynı üniversite, tarihî bir buluşmaya daha ev sahipliği yaptı 10 Ekim’de. İsviçre’nin arabuluculuğunda, Türkiye ile Ermenistan arasında 2007’den bu yana sürdürülen müzakerelerin ilk bağlayıcı imzaları atıldı. 176 yıllık üniversite bu kez Kafkasya’daki yeni döneme tanıklık ediyordu.<br />
<br />
Türkiye ile Ermenistan ilişkilerini normalleştirmeye yönelik ‘Türkiye ile Ermenistan Arasında Diplomatik İlişkilerin Kurulmasına Dair Protokol’ ve ‘Türkiye ile Ermenistan Arasında İlişkilerin Geliştirilmesine Dair Belge’yi Ankara adına Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Erivan adına da Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbandyan imzaladı. Kafkaslar’daki 100 yıllık tabuları yıkmaya namzet metinlerin imza töreninde ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner de hazır bulundu. Ankara’nın ısrarı üzerine Zürih’e gelen bu üç dışişleri bakanı, Ermeni işgali altındaki Azeri toprakları sorununun çözümü için çalışan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) eş başkanları aynı zamanda. AB’nin Dış Politikadan Sorumlu Yüksek Temsilcisi Javier Solana, AB Dönem Başkanı İsveç’in Dışişleri Bakanı Carl Bildt de tarihî buluşmaya şahitlik edenlerdendi. Törenin aile fotoğrafı yeni sürecin uluslararası konjonktürle ve dengelerle örtüştüğünü yansıttı.<br />
<br />
Ankara ile Erivan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi, sınırların açılması ve diplomatik bağların kurulmasını öngören belgelerin imzalanması kritik bir dönemi başlattı aynı zamanda. Şimdi gözler her iki ülkenin meclislerinde. Zira sürecin işlemesi için protokollerin meclislerde onaylanması gerekiyor. Protokolün TBMM’den geçmesi, Ermenistan’ın işgal ettiği Azeri topraklarından çekilmesine bağlı. Hâlihazırda sürecin sorunsuz işlediği görülüyor. Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın 14 Ekim’de Bursa’da oynanan Türkiye-Ermenistan maçına gelişi ve karşılaşmanın baştan sona dostluk içinde seyretmesi bunun en büyük kanıtı.<br />
<br />
10 Ekim’de ayrıca, Türkiye’nin yıllardır kurulmasını istediği (1915 olaylarının tam anlaşılması için) ortak tarih komisyonunun temeli atıldı. Sürecin doğru işlemesi durumunda, oluşturulacak Hükümetlerarası Komisyon’un bir alt komisyonu bu görevi üstlenecek. Komisyon döneme ışık tutan arşivleri inceleyerek protokollerde atıf yapılmayan ‘1915 olayları’nı inceleyecek. Böylece mesele politik alandan bir nebze olsun tarihî zemine taşınacak. Ancak uzmanlar dönemin objektif olarak aydınlatılması için Türkiye ve Ermenistan’ın yanı sıra Rusya, ABD ve İngiltere’deki belgelerin değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini ifade ediyor. Aksiyon’un ABD’deki bir arşivden çıkardığı 1890’lara ait belge uzmanların bu yaklaşımını doğruluyor âdeta.<br />
<br />
1893-1896 arasında ABD Büyükelçisi olarak İstanbul’da görev yapan Alexander Watkins Terrell’e (1827-1912) ait bu yazı, Terrell’in İstanbul’da bulunduğu sırada Sultan II. Abdülhamid’le yaptığı bir görüşmeyi yansıtıyor. Eşiyle birlikte Yıldız Sarayı’na kabul edilen Büyükelçi Terrell, o dönemde sınırlı sayıda yabancıya nasip olan bu olayın tüm ayrıntılarını Century Magazine isimli dergiye (aylık) yazmış. Sultan’a yönelttiği sorulara aldığı cevapların yanı sıra İstanbul, Yıldız Sarayı ve Sultan’a ait izlenimlerine de yer veriyor Terrell. 6 sayfalık metin, derginin Kasım 1897 sayısında yayımlanmış. Bahse konu dergi, ABD Kongre Kütüphanesi’nde kamuya açılmış. Terrell, yazısının büyük bölümünü o günlerde Batı’da tartışılan Osmanlı Ermenilerine ayırmış. II. Abdülhamid ile Osmanlı devletinin meseleye yaklaşımını bizzat Sultan’ın ifadeleriyle aktarmış. Görüşme 1890’larda gerçekleştiği için, Ermeni meselesinin Avrupa ve ABD’de nasıl algılandığını, dönemin diaspora Ermenileri ile onları destekleyen Hıristiyan misyonerlerin tutumlarını yansıtıyor. Yani 1915’e uzanan sürecin sinyalleri değerlendiriliyor. Hem de Sultan Abdülhamid’in verdiği cevaplar, örnekler üzerinden...<br />
<br />
19 Mart’ta, bir cuma selamlığının ardından Saray’a davet edilir Terrell. Yabancı diplomatları Sultan’a takdim eden Münir Paşa ve Terrell’in tercümanı Gargiulo’nun da hazır bulunduğu görüşme 2 saatten fazla sürer. Sultan II. Abdülhamid, Terrell’e devletin azınlıklara bakış açısından siyasi özgürlüklere, hatta Ermenilerin hayat standartlarına kadar çok yönlü bir değerlendirme yapar. Konuşmasını örneklerle somutlaştırır. Terrell’in yönelttiği sorulara cevaplar ve ABD halkına yönelik mesajlar verir. Görüşme sonunda ABD’li Büyükelçi’den görüşmenin içeriğini Amerikalılara aktarmasını talep eder. Bu isteğini daha sonra İstanbul’dan ayrılırken görüştüğü Terrell’e ikinci kez tekrarlar: “Türk hükûmetinin Ermeni ırkına yönelik uygulamalarını Amerikan halkı da bilsin.” Terrell, yazısını bu sözü tutmak üzere kaleme aldığını belirtiyor.<br />
<br />
Ermeni meselesinin Batı’da kasıtlı olarak yanlış yansıtıldığı fikrini savunan Terrell, bu konudaki düşüncelerini Sultan’a da anlatmış. Hatta İstanbul’dan ayrılmasından sonra da Türkleri ‘Ermeni düşmanı’ gösteren değerlendirmelere karşı yazılar kaleme almış. Mesela 26 Nisan 1900’de New York Times’ta çıkan bir değerlendirmesinde Tanzimat’tan dolayı Sultan’ı eleştirenlere şöyle sesleniyor: “Onu dürüst bir insan olarak görüyorum. Kendisini gayet iyi tanıyorum ve inanıyorum ki Avrupa’da iken karşılaştığım en entelektüel insan.”<br />
<br />
Terrell’in İstanbul, Yıldız ve Abdülhamid izlenimleri de hayli renkli. O dönemde İstanbul’da yaşayan 52 Amerikalıdan bir ikisi dışındakilerin misyoner eğitimciler olduğunu aktarıyor. Yıldız Sarayı için ‘Avrupa’daki herhangi bir saraydan daha etkileyici’ nitelemesinde bulunuyor. Ayrıca Saray kapılarında silahlı görevlilerin bulunmadığına vurgu yapıyor. Görüşmeyle ilgili detaylar gayet vurgulu: “Birçok kimse tarafından ‘taçlı katil’ olarak görülen bu yalnız idareci, alçak ve müzikal bir sesle en asil duyguları dile getiriyor, yüzündeki babacan ve sempatik ifade, onun yanına kabul edilmiş ve onu zalim olarak görenlere daimi bir bulmaca gibi. Konuşurken, atlas sırma ile işlenmiş bir divana oturdu. Aramızda, üzerinde kendisinin sık sık içtiği sigaralar olan, mozaik işlemeli küçük bir masa vardı. Konuşurken, mücevherli altın bardaklarda çay ikram edildi. Oda, 16. Louis tarzında mobilyalarla döşenmişti. Duvarları, bazıları muhteşem olan resimler, ipek halılar ve eşsiz tasarıma sahip bir Türk kilimi süslüyordu.”<br />
<br />
Terrell, 1897’de ABD Dışişleri Bakanı’na yazdığı bir mektupta da Avrupa’da Osmanlı için yayılan ‘Hasta Adam’ tabirinin doğru olmadığını, Osmanlı’nın silah kapasitesini ve 106 milyonluk inançlı Müslüman dünyasının Sultan’a olan bağlılığını nazara vererek açıklıyor. Terrell, 1893’te ABD’de sahnelenmek istenen, Hz. Muhammed’i (sas) olduğundan farklı gösteren ‘Muhammed’ adlı tiyatro oyununun kaldırılmasına da aracılık etmiş. Büyükelçi Terrell’in samimi değerlendirmeleri özellikle ABD’deki Ermenileri çileden çıkarmış. 1912 yılında ölene kadar birçok kez yıpratılmaya çalışılmış, kaleme aldığı bu yazıdan ötürü. Ancak o, çizgisini ölene dek korumuş.<br />
<br />
New York’ta 1880’de kurulan ve 1930’a kadar yayınını sürdüren Century Dergisi’nde ‘Sultan Abdülhamid ile Röportaj’ başlığıyla verilen yazının diğer önemli noktaları şöyle:<br />
<br />
 Sebep ne olursa olsun, kesin olan bir şey var ki Sultan’ın kendisinin ve davranışlarının Amerikan basınında yer alan yansımaları genellikle yanlışlar ve suçlamalarla doludur.<br />
<br />
 Sultan, Osmanlı’da son zamanlarda yaşanan kargaşaların, ABD basını tarafından hiçbir zaman doğru bir şekilde verilmediğini söyledi ve kendisinin söyleyeceklerini Amerikan halkının bilmesini sağlayacağımı umduğunu belirtti. Ardından şöyle devam etti: “Tatarlar ve Perslerin sürekli işgalleri altında ezilmiş olan Ermeniler çok büyük sayılarda göç etmeye başladılar ve Osmanlı idarecilerinden korunma elde ettiler. Onlara nazikçe ve misafirperverane davranıldı. Sürekli olarak savaş içerisinde olan hiçbir ülke, endüstriyel ve ticari bir arayışın peşine düşemez. Bu yüzden ilk sultanlar hep fetihle meşgulken, tüm ticari alanlar ve üretim alanları Hıristiyanlar, başlıca da Ermeniler tarafından tekelleştirildi. Dinlerine karşı da hoşgörü gösterildi, Müslümanlar Allah’a ibadet eden bütün dinlere karşı müsamahakârdır. Böylece Ermeniler gelişti ve dört yüzyıl boyunca Osmanlı idaresi altında kaldılar. Osmanlı İmparatorluğu’nun bankacıları, üreticileri ve müteahhitleri oldular. Tarihî kiliselerinde ve manastırlarında açık bir şekilde ibadet ettiler, ihtiyaç olduğunda da yeni ibadethaneler inşa ettiler.<br />
<br />
 Kur’an-ı Kerim, zulmü yasaklamışken ve savaş hâlleri dışında Allah’a inananların korunmasını şart koşarken, bir Müslüman dinî sebeplerle bir Ermeni’yi nasıl öldürebilir?<br />
<br />
 Sultan, Ermenilerin başına gelen felaketlerin sebebinin dinleri olmadığı hususunda bazı deliller sundu: “Babam Sultan Abdülmecid tarafından Ermeni asıllı olan Dadian’a, kraliyete ait bir barut fabrikasının kontrolü teslim edilmiş. Biz çocukken babamın, beni ve kardeşimi Dadianların evine götürdüğünü ve orada iki gece uyuduğumu hatırlıyorum. Babam Sultan Mecid, Dadian’ı memnun etmek için ona evinin bitişiğinde büyük bir arsa da verdi. Kendi imkânlarıyla burada bir kilise inşa ettirdi ki soğuk havalarda buraya gidebilsin, ibadetini yerine getirebilsin. Bir Ermeni olan Kuetzroglian, sarayın tüm giyim, mücevher, mobilya işleriyle ilgilenmek için görevlendirilmişti. Bizim büyük bir gözdemiz olmuştu. Boğaz’da Asya tarafında bir evi vardı ve çok zengin olmuştu. Kraliyete ait darphanenin tüm sorumluluğu Agop Efendi adlı bir Ermeni’deydi. Zenginlik elde etmeyi çok iyi biliyordu, kendisi de çok zengindi. Bir diğer Ermeni, Gümüşgerdan, saray kadınlarının giyimlerinden sorumluydu. Hâlâ burada yaşıyor ve oldukça zengin. Ermeni Balyanlar, babadan oğla geçen bir gelenekle Osmanlı sultanlarına nesiller boyunca saraylar inşa ettiler. Dolmabahçe, Çırağan, Beylerbeyi, Yıldız ve benzeri… Bunlardan biri de şimdi benim mimarım. Ermeni Bakan Artin Paşa babamın Dadian’a verdiği Beşiktaş’taki büyük evde yaşıyor. Bayındırlık işlerini idareden sorumlu bakanım Michael Efendi de bir Ermeni. Bütün kamu arazilerinin ve bana ait gayrimenkullerin kontrolü onun elinde. Birçok Ermeni, onun isteğiyle ve benim onayımla ofiste tutulmaktadır. Size burada çalışanların isimlerinin ve aldıkları maaş miktarının listesinin verilmesini sağlayacağım (Yandaki liste).”<br />
<br />
 “Ermeni bir ciltçi geçtiğimiz ağustos ayında şehirde yaşanan kargaşalardan sonra Amerika’ya kaçtı. Bana bir mektup yazdı, İngilizce bilmediğinden dolayı iş bulmakta zorlandığını ve geri dönmek istediğini söylüyordu. Şimdi Hıristiyanlar, benim söyleyeceklerime çok zor inanıyorlar, bu adamın geri dönebilmesi için kendisine bin frank gönderilmesi talimatını verdim.”<br />
<br />
 Sultan, kendi hükûmeti veya halkının hiçbir Hıristiyan’ı dinî inançlarından dolayı cezalandırmadığını defalarca tekrar etti.<br />
<br />
 Sultan’a misyoner Cyrus Hamlin’in Aralık 1893’te Independent’te yer alan; Ermeni devrimcilerin kendi halklarına karşı şiddet uygulamaları için kışkırtmak ve Hıristiyan dünyasının sempatisini kazanmak amacıyla Türklere zulmetmek ve evlerini ateşe vermek niyetinde olduğuna dair bilgileri sundum.<br />
<br />
 Sultan, Yunan bölgesindeki kargaşa konusunda şöyle konuştu: “Maalesef Hıristiyan ve Müslüman tebaa arasındaki çatışmalar hakkındaki gerçek, Hıristiyan gazetelerinde hiçbir zaman yayımlanmadı. Hiçbir Müslüman, eğer Allah’a inanıyorsa, dinî inancından dolayı bir adamı cezalandıramaz... Hıristiyan Avrupa’sı, 1827’deki Yunan devriminde askerlerin aşırılıklarından dolayı Osmanlı İmparatorluğu’na karşı kışkırtma yaparken, bir şehirde teslim olan 27 bin savunmasız Türk’ün öldürülmesine tepki göstermiyor.”<br />
<br />
 Sarayda ilk akşam yemeğimde masanın başına Sultan oturdu, sağında eşim, solunda da ben vardım. Osman Paşa, İsmail Paşa, Veziriazam ve diğer bakanlar da geri kalan konuklardı… Masa servisi ve dekorasyonlar, yemek odasının muhteşemliği, Hıristiyanlar dışında kimsenin içmediği şarapların mükemmelliğini hiçbir şey geçemez. Her paşa, rütbesini gösteren yıldızlar ve süslemelerle kaplı şeyler giyiyordu.<br />
<br />
 Sultan, İzmir ve Mezopotamya eyaletlerinde, İmparatorluğa benim tarafımdan tanıtılmış, tatlı patates yetiştirilmesindeki başarısını açık bir memnuniyetle aktardı.<br />
<br />
 Abdülhamid’in Osmanlı Sultanı olmasının yanı sıra 106 milyon halkıyla Muhammedî dünyanın da ruhani lideri olduğu hatırlatıldı. Tebaasının kendisine gösterdiği aşırı sevgi karşısında insan şaşırmıyor.<br />
<br />
 Her ne kadar şehzade iken Fransız eğitimi alsa da Sultan her zaman Türkçe konuşuyor… Yıldız’da bir saray kütüphanesi kurulmuştu. Kütüphanenin rafları, ABD’nin ve Avrupa’nın başlıca ülkelerinin standart yazarlarının kitaplarıyla doluydu. Burada ayrıca Arabistan’ın bilim, sanat ve şiirin beşiği, Avrupa’nın ise cehalet içerisinde olduğu dönemde yazılmış Arapça eserler de bulunuyordu.<br />
<br />
 50 yaşını geçmiş olan Sultan, orta boylu, teni açık zeytin renginde, koyu saçlı, yüksek alınlı ve büyük koyu kahverengi gözlü birisi. Yüzünde çoğunlukla üzüntülü bir ifade var. Sultan’ın kendi giyimi her zaman sade. Kırmızı bir fes, frak, koyu mavi pantolon, sert deriden imal edilmiş ayakkabı giyiyor. Çelikten kını olan ve elinin altında tuttuğu bir kılıç kostümünü tamamlıyor. Yanlız bayramlarda renkli giyiniyor. Altınlarla kaplı bir tahtta, ihtişamlı giyinmiş sivil ve askerî yöneticilerin tebriklerini kabul ediyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Teksaslı süvarilerin tuğgeneraliydi<br />
<br />
Alexander Watkins Terrell, 3 Kasım 1827’de Virginia’da doğdu. 1832’de ailesi Mississippi’ye taşındı. Missouri Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra Booneville’de hukuk okudu. 1849’da Missouri barosuna kabul edildi. Teksas’a taşındıktan (1852) sonra İkinci Bölge Mahkemesi’nin yargıçlığına getirildi. 1863’te Arizona Tugayı, Birinci Teksas Süvari Alayı’na binbaşı olarak girdi; yarbay ve ardından albaylığa terfi ettikten sonra Mansfield ve Pleasent Hill savaşlarına katıldı. Bu dönem Teksas Süvarileri’ni komuta etti. 1865’te tuğgeneralliğe yükseltildi. İç savaşın sonunda Mexico’ya gitti, kısa süre İmparator Maximilian’a hizmet etti. 1876’dan 1883’e kadar 4 dönem Teksas Senatosu’nda görev yaptı ve 1891’de Teksas Temsilciler Meclisi’ne seçildi. ABD Başkanı Grover Cleveland kendisini Osmanlı İmparatorluğu’ndan sorumlu tam yetkili büyükelçi-bakan (1893-1897) olarak atadı. 1903 ve 1905’te iki kez daha eyalet temsilcisi olarak seçildi. 1909-1911 arasında Teksas Üniversitesi Yönetim Kurulu’nda yer aldı. Aynı zamanda Teksas Eyaleti Tarih Birliği’nin başkanıydı. İlk eşi ve beş çocuğunun annesi Missouri’li Ann Elizabeth Boulding 1890’da öldü, Tekaslı ikinci eşi Sarah D. Mitchell 1871’de hayatını yitirdi. Üçüncü kez Anne Holiday Anderson Jones ile evlendi. Terrell 9 Eylül 1912’de Mineral Wells’te öldü ve eyalet mezarlığına gömüldü.<br />
<br />
1890’larda Osmanlı Hükümeti’nde çalışan Ermenilerin listesi *<br />
<br />
Adı                                           Görevi                                     Maaş/Kuruş<br />
<br />
Micael Paşa                      Bayındır Bakanı                                24 000<br />
<br />
Artin Zeku Efendi              G.Menkuller B. Direktörü               3 000<br />
<br />
Hikiman Efendi                 Orman Müfettişi                             3 000<br />
<br />
Agop Efendi                       Darphaneden Sorumlu                 2 000<br />
<br />
Joseph Efendi                  Suriye-Şube Direktörü                  2 500<br />
<br />
Kevrok Efendi                   Edirne-Şube Direktörü                  2 500  <br />
<br />
Leon Efendi                       Edirne-Çiftlik Direktörü                 2 500<br />
<br />
Kirkor Pashyan                 Selanik-Çiftlik Direktörü                 2 500<br />
<br />
Ussep Efendi                     Mimarlık Bürosu                              2 500<br />
<br />
Avedis Efendi                   Halep-Gayrimenkul Ofisi                2 250<br />
<br />
Andon Efendi                   Komisyon Üyesi                                2 000<br />
<br />
Nikolaki Efendi                 Mimarlık Bürosu Direktörü           1 850<br />
<br />
Navum Efendi                  Kâtip-Muhasebe Bürosu                1 500<br />
<br />
Parsek Efendi                   Kâtip-Yasal İşler Bürosu                1 500<br />
<br />
Yossef Efendi                   Kâtip Şefi                                           1 500<br />
<br />
Hamparsum                      Doktor                                             1 500<br />
<br />
Kiosseyan Efendi             Kâtip-G.Menkuller Bürosu          1 400<br />
<br />
Carebat Efendi                Muhasebeci                                      1 400<br />
<br />
Abaraham Efendi            Müfettiş                                             1 200<br />
<br />
Sahak Efendi                     Kâtip-Muhasebe Bürosu             1 100<br />
<br />
Stepan Efendi                   Kâtip                                                     1 100<br />
<br />
Mohses Arslam                Kâtip                                                     1 100<br />
<br />
Agop Efendi                      Suriye-Mülkiye Sekreteri                 1 000<br />
<br />
Vahan Bey                         Doktor                                                 1 000<br />
<br />
Mıgırdıch Efendi              Mülkiye Sekreteri                                   0<br />
<br />
Horsak Efendi                  Selanik-Makine Mühendisi            750<br />
<br />
Hazar                                   Hamamcı                                          750<br />
<br />
Shaisan Efendi                 Bağdat-Teknisyen                          600<br />
<br />
Carebet                               Yıldız Sarayı-Kutu Üreticisi           600<br />
<br />
Siroon Efendi                    Kâtip                                                  400<br />
<br />
Dicran Efendi                    Musul-Kâtip                                       350<br />
<br />
Mithran                               Saatçi                                                   350<br />
<br />
Mihran Efendi                   Ormancı                                              300<br />
<br />
Hamparsum                       Takunya İmalatçısı                          300<br />
<br />
Sahak                                   Kahveci                                               170<br />
<br />
Artin                                     Ahçı                                                      230<br />
<br />
Antranik                              Çöpçü                                                  200<br />
<br />
(*) Sultan Abdülhamid’in Terrell’e verdiği Osmanlı Hükümeti için çalışan sivil Ermenilerin listesi. Liste, toplam 106 kişiden oluşu-yor. O dönemde 1 gümüş kuruş, 4,5 ABD senti ediyor. Maaşların aylık toplamı 110.655 kuruş.<br />
<br />
<b><font color="DarkRed">Kaynak: bugun.com.tr (Haber: Mesut ÇEVİKALP- Aksiyon dergisi)</font></b></blockquote>

 ]]></content:encoded>
			<dc:creator>euludag</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?90-Abdülhamid-in-ağzından-çok-çarpıcı-Ermeni-röportajı-ve-hükümette-çalışan-Ermenilerin-isimleri...</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Deprem 4 gün önceden bilinecek</title>
			<link>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?88-Deprem-4-gün-önceden-bilinecek</link>
			<pubDate>Sat, 05 Sep 2009 14:04:02 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*İstanbul Üniversitesi (İÜ) Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu, ''Fay hattındaki hareketlerle,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>İstanbul Üniversitesi (İÜ) Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu, ''Fay hattındaki hareketlerle, toprak, su ve havadaki hareketleri sürekli izleyerek bölgenin deprem haritasını oluşturan sistem, depremi 4 gün önce haber veriyor'' dedi.</b><br />
Gündoğdu, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) tarafından geliştirilen Depremi Önceden Belirleme sistemi'nin birinci derece deprem kuşağında bulunan Tekirdağ'ın Marmara Ereğlisi ilçesinde kurulmasıyla ilgili görüşmede bulunmak üzere Tekirdağ'a geldi.<br />
<br />
Gündoğdu, Türkiye'nin deprem gerçeğini kabul etmesine rağmen, 17 Ağustos büyük Marmara depreminin ardından önemli adımların atılmadığını iddia etti.<br />
<br />
Bu konuda önemli çalışmalar yapan İTÜ'nün Depremi Önceden Belirleme Sistemi'ni geliştirdiğini ve son derece ciddi sonuçlar aldıklarını ifade eden Gündoğdu, bunun yaygınlaştırılması çalışmalarının ise amatör biçimde devam ettiğini bildirdi.<br />
<br />
Sistemin, bağlı bulunduğu bilgisayara yer, hava ve toprak hareketi verilerini aktararak çalıştığını, hareketlerin üniversitedeki merkezden 24 saat süreyle aralıksız izlendiğini anlatan Gündoğdu, şöyle konuştu:<br />
<br />
''Fay hattındaki hareketlerle, toprak, su ve havadaki hareketleri sürekli izleyerek bölgenin deprem haritasını oluşturan bu sistem, depremi 4 gün önce haber veriyor. Bu sistem Türkiye'de ilk başta bazı bilim adamları tarafından ciddiye alınmadı. Sistem hakkında bilgi verdiğimiz insanlar, (Japonlar bile depremi önceden tespit edemiyor) dediler. Ancak, Türkiye'de meydana gelen depremler 'sığ' olarak adlandırdığımız, 50-60 kilometre derinde olan hareketler. Bunun için tespitler yapabilmek mümkün. Japonya'daki depremler ise yerin 300-400 kilometre altından geliyor.''<br />
<br />
Sistemle ilgili Çanakkale, Bursa ve Nilüfer ilçesi ile Bakırköy ve Çınarcık'ta istasyonlar kurulduğunu bildiren Gündoğdu, hareketliliğin, İstanbul'daki merkezden izlendiğini ve 4 gün sonra olacak depremin şiddetini burada belirleyerek, ilgili birimlere haber verildiğini kaydetti.<br />
<br />
Bu sistemi birinci derece deprem kuşağındaki Marmara Ereğlisi ilçesine de kurmak istediklerin kaydeden Gündoğdu, ''Konuyla ilgili belediye başkanıyla görüştük. Başkan, halkın güvenliği açısından sistemin kurulması gerektiğini belirterek, bize olumlu cevap verdi'' dedi.<br />
<br />
Gündoğdu, bir çok Avrupa ülkesinin, Türkiye'de kullanılan deprem uyarı sistemini örnek aldığını bildirdi.<br />
<br />
NASA, MARMARA'YI İZLİYOR<br />
<br />
Gündoğdu, Türkiye'de sistemin kurulu olduğu bölgelerdeki hareketliliğin aralıksız izlendiğini anımsatarak, 10 dakikada bir güncellenen tüm verilerin ''www.yerdurumu.com'' internet adresinden açık olarak yayınladığını belirtti.<br />
<br />
Sitenin, günlük bin 200 kez tıklandığını ve Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Araşırmaları Merkezi (NASA) tarafından günlük olarak takip edildiğini bildiren Gündoğdu, şunları kaydetti:<br />
<br />
''Marmara'nın deprem hareketliliğiyle NASA çok yakından ilgileniyor. İnternet üzerinden buradaki tüm hareketler dikkatlice izleniyor. Hayati önem taşıyan bu sistemin ülkemizde de önemsenmesi gerekiyor. Depremin 4 gün önceden fark edildiği bir ülkede, insanlar daha bilinçli hale gelecektir. Türkiye'de depremi 5-6 saniye öncesinden haber veren bir sistem kullanılıyor. Bu sistemdeki amaç, can kurtarmaya yönelik olmasa da gaz ve elektriklerin kesilmesi için yeterli görülüyor. Bunun için 4 milyon dolar para harcandı.''<br />
<br />
Deprem ve doğa hareketliliğinin yabancı ülkelerdeki bilim adamları tarafından da titizlikle takip edildiğini anlatan Gündoğdu, Sapanca'da meydana gelen bir sıvılaşma olayı üzerine yüzlerce yabancı bilim adamının gelip incelemelerde bulunduğunu ve kendince tedbirler aldığını söyledi.<br />
<br />
<b><font color="DarkRed">Kaynak: SABAH</font></b></blockquote>

 ]]></content:encoded>
			<dc:creator>euludag</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?88-Deprem-4-gün-önceden-bilinecek</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Lale Devri eğlence çağı mı, Osmanlı Rönesansı mı?</title>
			<link>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?77-Lale-Devri-eğlence-çağı-mı-Osmanlı-Rönesansı-mı</link>
			<pubDate>Sun, 12 Apr 2009 20:52:31 GMT</pubDate>
			<description>*Lale Devri eğlence çağı mı, Osmanlı Rönesansı mı?* 
Resim: http://medya.zaman.com.tr/2009/04/12/lale.jpg Laleler açtı, Lale Devri tartışması yeniden...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>Lale Devri eğlence çağı mı, Osmanlı Rönesansı mı?</b><br />
<img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/04/12/lale.jpg" border="0" alt="" />Laleler açtı, Lale Devri tartışması yeniden başladı... Resmî tarihe göre, &quot;Lale Devri, padişah ve yöneticilerin halkı unuttuğu, zevk ve sefaya daldığı bir dönem.&quot; Gerçekten öyle mi? Yoksa sanattan edebiyata, mimariden teknolojiye, askerîyeden bilime kadar pekçok reformların yapıldığı bir çağ mı? Tartışmayı tam da lalelerin filizlendiği bir dönemde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen başlattı. <br />
&quot;Lale Devri, Türk Rönesansı'nın başlangıcıdır. 'Vur patlasın, çal oynasın' dönemi değildir.&quot; diyen İsen'in sözlerini tarihçilere, sanat tarihçilerine ve yazarlara sorduk. Ve onlardan bambaşka bir Lale Devri dinledik. <br />
Siyaset üzerine şekillenen anlayış, kültürel tarihin göz ardı edilmesine sebep oluyor. Konu Osmanlı tarihi olunca, yanlı bakışın da etkisiyle bu durum daha bir keskinleşiyor. 18. yüzyılın başlarında yaşanan Lale Devri, bu anlayıştan nasibini fazlasıyla alan bir dönem. Çünkü Lale Devri'yle ilgili zihinlerde hep 'İsrafın, zevkin, eğlencenin dönemi' diye bir tanım var. Bir de adını lalelerle bezenen bahçelerden aldığı bilgisi. <br />
Lale Devri'nde eğlencelerin düzenlendiği, zevki ön plana çıkaran bir hayat tarzının benimsendiği elbette ki bir gerçek. Fakat 1718 ile 1730 yılları arasında yaşanan dönemi sadece bu açıdan değerlendiren anlayış, kültürel alanda ulaşılan seviyeyi, yüzünü Batı'ya dönen devletin hemen her alanda başlattığı yenilikleri göz ardı ediyor. <br />
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen'in geçtiğimiz hafta Nevşehir ziyaretinde söylediği şu sözler durumu özetliyor aslında: &quot;Maalesef siyasi tarihimiz Lale Devri'ni, 'Vur patlasın, çal oynasın' boyutu ile yansıttı. Lale Devri, mimari, edebiyat, musiki ve bahçe kültürümüz açısından bir rönesanstır.&quot; <br />
 <br />
<img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/04/12/lale08.jpg" border="0" alt="" /> <br />
Tarihçi Dr. Erhan Afyoncu, 1718'de Avusturya ile imzalanan Pasarofça Antlaşması'ndan sonra başlayıp 1730'da Patrona Halil İsyanı'yla sona eren devrin önemli bir restorasyon dönemi olduğunu belirtiyor. &quot;Sadece eğlence dönemi olarak görmek yanlıştır.&quot; dediği Lale Devri'nin en önemli özelliğini ise şöyle belirtiyor: &quot;Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk defa yüzünü Batı'ya dönmesidir. Daha önce yapılan ıslahat faaliyetlerinde Osmanlı'nın geçmişi örnek alınırken, bu dönemden sonra yavaş yavaş Avrupa örnek alınmaya başlandı. Elçiler gönderilerek, burası tanınmaya çalışıldı. Bu elçiler gittikleri yerde gördüklerini anlatan raporlar hazırlayarak, sadrazama sundular. Artık dışarıya bakmayan Osmanlı dönemi sona ermişti.&quot; <br />
Dr. Afyoncu, İstanbul'un baştan başa imar edilmesi ve uzun süredir bakımsız kalmış devlet binaları, cami, medrese ile çeşmelerin onarılması bir yana Türk tarihinin en önemli olaylarından biri olan matbaa faaliyetlerinin Lale Devri'nde başladığına dikkat çekiyor. Kültürel alanda yapılan çalışmaları ise şöyle sıralıyor: &quot;Kitapların yangından kurtulması için yeni kütüphaneler kuruldu ve buralara önemli miktarlarda kitap toplandı. Tercüme heyetleri kurularak, çeşitli dillerden eserler Türkçeye çevrildi. Arapça ve Farsçadan çevirilerin yanı sıra Batı dillerinden astronomi, fizik, felsefe gibi konulara ait eserler de tercüme edildi.&quot; <br />
Lale Devri'yle ilgili derin çalışmalarıyla tanıdığımız sanat tarihçisi Prof. Dr. Gül İrepoğlu da Lale Devri'nin hak ettiği değeri görmediğini düşünenlerden. Öncelikle &quot;Benim çok severek çalıştığım bir dönem.&quot; diyor Lale Devri için. Ardından &quot;Bu konunun üzerinde çalıştıkça gördüm ki aslında bize ezberletilenler tamamıyla doğru değil.&quot; diyor. Çok ciddi bir masraf ve zevk dönemi olduğunu belirtiyor tabii. Fakat devrin göz ardı edilen daha önemli taraflarının olduğunu söylüyor. Hatta &quot;Lale Devri, belki de Osmanlı tarihindeki son kültürel yükseliş dönemi.&quot; diye konuşuyor. Prof. Dr. İrepoğlu, tarih sayfalarında Lale Devri'ne gereken önemin verilmediğini söylüyor. Bu nedenle devri özetlediğimizde ortaya hep olumsuzlukların çıktığını dile getirerek şöyle devam ediyor: &quot;18. yüzyıla başlı başına yeterli önem verilmemiştir ne yazık ki. Hâlbuki çok ilginç bir yüzyıldır. Bu yüzyıldaki hükümdarları bile yeterince tanımayız. Hem Lale Devri'ne hem de 18. yüzyıla dair deşilecek çok şey var daha.&quot; <br />
 <br />
<img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/04/12/lale01.jpg" border="0" alt="" /> <br />
<b>Kültürel tarih es geçilmiş</b> <br />
Asıl sorunun tarihi ele alış biçiminden kaynaklandığını ifade eden İrepoğlu, şunları söylüyor: &quot;Bize bugüne kadar siyasal tarih çok ağırlıklı olarak anlatılmış. Kültürel tarih es geçilmiş. Bu yüzden bütün bunlar. Belki de kötü niyetli yapılmış bir şey değil. Ama kültürel tarihi her zaman daha küçük görmüşüz. Tabii ki savaşları, anlaşmaları bileceğiz ama kültür tarihinin ayrıntılarını bilmemiz gerekiyor.&quot; Ne olursa olsun Lale Devri'nin artıları ve eksileriyle değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor sanat tarihçisi İrepoğlu. Genel bir değerlendirme yapıldığında sanat açısından çok olumlu bir tablonun ortaya çıktığını sözlerine ekliyor. <br />
Devrin şartları içinde, israf ve eğlencede ölçünün kaçırıldığının doğru olduğunu söyleyen yazar-şair Beşir Ayvazoğlu ise şu sözleriyle ilginç bir noktaya dikkat çekiyor: &quot;Kâğıthane mesirelerinde yapılan helva sohbetleri, Çırağan sefaları gibi eğlencelerin günümüzün eğlence anlayışı ve endüstrisi ölçü alındığında eğlenceden bile sayılmaz.&quot; Beşir Ayvazoğlu, Lale Devri'ni değerlendirirken içine düştüğümüz şöyle bir çelişkiyi de dile getiriyor: &quot;Köşkler, kasırlar yaptırılmıştır, doğru; ama bunlar da pekâlâ imar faaliyeti olarak kabul edilebilir. Bugün dünyaya kendimizi anlatmak istediğimiz zaman, yapıldıkları devirlerin şartlarında israf sayılarak eleştirilen binaları vb. övünerek göstermiyor muyuz?&quot; <i><b>o.deligoz@zaman.com.tr</b></i> <br />
*** <br />
 <br />
<img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/04/12/lale02.jpg" border="0" alt="" /> <br />
<b>Barışla başlayıp isyanla sona eren bir dönem</b><br />
 <br />
 <br />
Lale Devri ismini literatüre tarihçi Ahmet Refik Altınay'ın kazandırdığı biliniyor. Ancak onun da bu ismi iki Paris'te yazdığı iki gazelinde 'Lale Devri' tabirlerini kullanan Yahya Kemal'den aldığı söyleniyor. Barış dönemi olarak bilinen Lale Devri'nin öne çıkan isimleri ise şöyle: Padişah III. Ahmet, sadrazam Damat İbrahim Paşa, Batı'da gördüklerini Osmanlı'ya aktaran Fransa elçisi Yirmisekiz Mehmet Çelebi, matbaayı kuran İbrahim Müteferrika, Osmanlı tarihinin en önemli nakkaşlarından Levni lakaplı Abdülcelil Çelebi, divan şiirinin ustası Nedim ve çıkardığı isyanla bu devrin sonunu hazırlayan Patrona Halil. Bir dönem savaş gemilerinde leventlik yapıp sonrasında İstanbul'un başıboşları arasında yerini alan Patrona Halil'in sürüklediği isyan sonucu III. Ahmet tahttan indirildi. Damat İbrahim Paşa öldürüldü. İsyan anında sarayda bulunmayan Levni canını kurtarırken Nedim'in kaçmak için damdan dama atladığı sırada düşüp öldüğü biliniyor. <br />
*** <br />
<b>Osmanlı'nın yeni bir sayfa açma arayışıdır</b><br />
 <br />
 <br />
<img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/04/12/lale03.jpg" border="0" alt="" /> <b>Prof. Dr. Mustafa İsen:</b> Bizde Lale Devri figürü çok yanlış kullanılmıştır. Osmanlı Devleti bir nevi, 18. yüzyılda artık gerilemeyi kendi içerisinde hissetmeye başladığı bir zaman, savaşlara son verip biraz sayfayı çevirmek istemiştir. Yani farklı, alternatif bir yapılanma ortaya koymaya kalkışmıştır. Bugün bahsettiğimiz, özellikle kültüre ve sanata yönelik çok da iyi bir birikim var. Arkasında 300 yıllık bir birikim var. Bununla birlikte bir farklı açılım, yani biraz savaş teknolojileri üzerine kurulu bir yapıdan daha çok, kültür ve sanat yapılanması esasına dayalı bir açılımdır Lale Devri. Öyle katiyen, 'Vur patlasın çal oynasın' devri falan değildir. <br />
*** <br />
<b>Levni gibi bir sanatçıyı yetiştirmesi bile önemli! </b><br />
 <br />
 <br />
<img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/04/12/lale04.jpg" border="0" alt="" /><b>Gül İrepoğlu:</b> Bir sanat tarihçisi olarak benim için bir Levni vardır mesela. Levni bu dönemin baş nakkaşı. Bu döneme görsel açıdan yön vermiş olan bir sanatçı. Bambaşka renklerle ortaya çıkar Levni. Daha önceki renklerin çok dışına çıkar. Öyle pembeler, öyle morlar kullanır ki şaşırıp kalırsınız. Âşık olursunuz. Ben âşık oldum. Onun yapıtlarında başka türlü bir hava vardır. Betimlemede büyük yenilikler yapmıştır. O dönemi yansıtan parlak bir aynadır Levni. Böyle bir sanatçının yetişmesine ortam sağlamış olmak bile Lale Devri'ni çok üstün bir yere koyar. Bir biçimde devam etseydi kültürel gelişmeler, sanata verilen önem, sanatçının desteklenmesi, bunlar devam edebilseydi başka çok müthiş yapıtlar ortaya çıkardı. Tabii yankıları devam etmiş. Ama bir yerde derin bir kesintiye uğradığı için birçok şey sarsılmış. <br />
*** <br />
<b>Sıradan insanlar da lale yetiştirirdi</b><br />
 <br />
 <br />
<img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/04/12/lale05.jpg" border="0" alt="" /><b>Beşir Ayvazoğlu:</b> Lale merakına gelince, çiçek ve tabiat sevgisinin ayıplanır bir yanını göremiyorum. Üstelik bu merak botanik bilgisinde ciddi ilerlemeler kaydetmemizi sağlamıştır. Sadece saray ve çevresi değil, sıradan insanlar da lale yetiştirirdi. Devrin en tanınmış lale yetiştiricilerinden biri, halkın Tabak Ata diye andığı bir debbağdı. Batılılaşmanın -eğer olumlu bir şeyse- hız kazandığı yapıcı bir devirdir Lale Devri. İlk matbaa bu devirde açılmış, kâğıt fabrikası kurulmuş, yerli sanatların gelişmesi için ciddi tedbirler alınmış, imar faaliyetlerine hız verilmiş, hatta ufak tefek zaferler kazanılarak sınırlarımız genişletilmiştir. Lale Devri'nde, Nevşehirli Dâmat İbrahim Paşa tarafından başlatılmış bir tercüme faaliyeti bile vardır. <br />
*** <br />
<b>Geri kalmışlıktan kurtulma çabaları vardı </b><br />
 <br />
 <br />
<img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/04/12/lale06.jpg" border="0" alt="" /><b>İskender Pala:</b> Bizde 'Lale Devri' adını ilk kullanan Yahya Kemal ve ondan ilham ile o devri anlatan kitabına isim olarak koyan Ahmet Refik'tir. Zaten o kitaptan sonradır ki Lale Devri bir sefahat ve taşkınlık çağı gibi algılanır olmuştur. Oysa aynı çağda ilk kez rasyonel düşünceye kapı aralayan uygulamalar, Batı karşısında geri kalmışlıktan kurtulma çabaları, İstanbul başta olmak üzere memleketi imar ve hayatı yenileme gayretleri vesaire gündeme getirilmiştir. Söz gelimi matbaalar kurulmuş, şehircilikte atılımlar yapılmış, askerî alanda ıslahat gerçekleştirilmiş, üretim atölyeleri kurulmuş, müspet bilimlerin okutulduğu mühendishaneler açılmıştır. Öte yandan eğlence de had safhaya ulaşmış, fakir ile zengin arasındaki uçurum çoğalmış, pastanın büyük dilimini yiyenler ile kırıntıları için cansiperane mücadele edenler birbirlerine karşı kinlenmişti. Tabii ahlakta erozyon, şiddette artım, sosyal düzende bozulma da bunun neticesi olarak başkenti kuşatmıştır. Velhasıl karışık bir dönemdir ve basit kavgalar, o devrin Rönesans gibi algılanabilecek gayretlerini gölgede bırakmıştır. <br />
*** <b>İdeolojik sebeplerle sefahat alemine çevrildi</b><br />
 <br />
<img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/04/12/lale07.jpg" border="0" alt="" /> <b>Selim İleri:</b> Lale Devri, yakın tarihimizin biraz da ideolojik sebeplerle bir sefahat âlemine çevirdiği bir dönemdir. Yetiştiğimiz yıllarda öyle okuduk. Bu döneme ilişkin epey kötü yazılmış romanlar da okuduğumu hatırlıyorum. Çok sonra büyük ölçekte kendi çabalarımla Lale Devri'nin uygarca ve sanatkârca çabalarını ayırt ettim. Belki eğlence ya da sanatın sağladığı bir yaşama sevinci ağırlık kazanmış olabilir. Ne var ki genel görünümü açısından Lale Devri, tarihimizin hiç de yabana atılamayacak bir yüksek sanat çağıdır. <br />
 <br />
Kaynak: ZAMAN <a href="http://www.zaman.com.tr/ara.do?author=C3964E4445522044454CC4B047C3965A" target="_blank"><font color="#0066cc">ÖNDER DELİGÖZ</font></a></blockquote>

 ]]></content:encoded>
			<dc:creator>euludag</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?77-Lale-Devri-eğlence-çağı-mı-Osmanlı-Rönesansı-mı</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Türkler tarih sahnesine imparatorluk olarak dönecek</title>
			<link>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?69-Türkler-tarih-sahnesine-imparatorluk-olarak-dönecek</link>
			<pubDate>Wed, 04 Mar 2009 14:02:50 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*ABD'li ünlü stratejist, Stratfor'un Başkanı George Friedman, Türkiye'nin bölgesindeki gücünü artırmaya başladığını ve 2040 yılına kadar Osmanlı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><font color="#000000"><b>ABD'li ünlü stratejist, Stratfor'un Başkanı George Friedman, Türkiye'nin bölgesindeki gücünü artırmaya başladığını ve 2040 yılına kadar Osmanlı toprakları üzerinde yeniden hâkimiyet sağlayacağını söyledi..</b></font><br />
<font color="#000000"><img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/03/04/friedman.jpg" border="0" alt="" /></font><br />
<font color="#000000"><font color="#000000">Bu iddiayı ortaya atan kişi sıradan bir kişi olsaydı, bu gazetede elbette görüşlerine yer verilmeyecekti. Ama Türkiye'nin yeniden imparatorluk kuracağını öngören bu kişi, ABD'nin en önemli stratejik araştırma merkezlerinden biri olan Stratfor'un başındaysa ve kişi ABD Savunma Bakanlığı'na yakınlığı ile biliniyorsa söylediklerine biraz kulak kabartmak lazım. Ünlü stratejist George Friedman, 2040 yılına kadar Türkiye'nin bölgesinde tek süper güç olacağını ve eski Osmanlı toprakları üzerinde yeniden söz sahibi olacağı öngörüsünde bulunuyor.</font><br />
 <br />
<font color="#000000">TÜRKİYE DOĞAL LİDER</font><br />
<font color="#000000">&quot;Türkiye'nin eski Osmanlı coğrafyasında kuracağı egemenliğin izlerini şimdiden görebilirsiniz&quot; diyen Friedman, &quot;Süreç zaten başladı. Eğer İslam coğrafyasına bakarsanız, Türkiye'nin bu ülkelerdeki ağırlığının giderek arttığını görebilirsiniz. Bölgeyi domine etmeye başladı bile. Balkanlar'da ise Arnavutluk ve hatta Sırbistanla ilişkileri gelişiyor. Kafkasya'da ise Gürcistan ve Azerbaycan ile güçlü bir ittifak kurdu. Gelecekte olmasını öngördüğüm şeylerin şu anda gelişmekte olduğunu görüyorum&quot; diyor. Friedman'a göre Türkiye doğası gereği lider bir ülke.</font><br />
 <br />
<font color="#000000">'BÖLGEDE BENZERİNİZ YOK'</font><br />
<font color="#000000">Friedman, &quot;Türkiye'nin iki karakteristik özelliği var. Canlı bir ekonomiye ve çok güçlü orduya sahip. Dünyanın en büyük 17'nci ekonomisine sahipsiniz. 2020'ye kadar 10'uncu sıraya çıkmanızı bekliyorum. Büyük bir orduya ve güçlü hava kuvvetlerine sahipsiniz. Coğrafik yapınız en önemli avantajınız. Kısacası, bölgesel güç olmak için gerekli her şey Türkiye'de mevcut ve bölgede başka benzeriniz yok&quot; diyor.</font><br />
 <br />
<font color="#000000">Psikolojinizi süper güç olmaya hazırlayın</font><br />
 <br />
<font color="#000000">&quot;Türkiye'nin önündeki engel dışsal tehditler değildir. Türkiye'nin önündeki en büyük engeller içsel sorunlardır&quot; diyen Friedman, &quot;İçsel gerginlikler dönem dönem artıyor. Bunlar Türkiye'nin önündeki en önemli sorundur. Ama bunları yönetmeyi başaracaksınız. Türkiye, psikolojik olarak süper güç olmaya hazır değil&quot; dedi.</font><br />
 <br />
<font color="#000000">Friedman medeniyetler çatışmasına inanmıyor</font><br />
 <br />
<font color="#000000">Ünlü düşünür Samuel Huntington'nın &quot;Medeniyetler Çatışması&quot; tezine katılmadığını belirten Friedman, &quot;Çatışmanın medeniyetler arasında değil, medeniyetlerin kendi içlerinde olduğunu düşünüyorum. Huntington'ın Türkiye konusundaki görüşlerine de katılmıyorum&quot; dedi.</font><br />
 <br />
 <br />
<font color="#000000">Osmanlı toprağına hâkim olup, valiler atayacaksınız</font><br />
 <br />
<font color="#000000">Friedman, Türkiye'nin Osmanlı'nın eski topraklarına yeniden hükmedeceğini belirtti. &quot;Türkiye, Osmanlı'nın sahip olduğu topraklara yeniden hükmedecek. Elbette, Osmanlı'dan çok farklı bir formda yapılanma olacak. Türkiye, bölge ülkelerine valiler atayacak veya 'Türkiye Birliği' adında bir örgütlenmeye gidecek. Nasıl bir örgütlenme kurulacağını süreç gösterecek&quot; dedi.</font><br />
 <br />
<font color="#000000">ARAPLARIN ZOR KARARI</font><br />
<font color="#000000">Arap dünyasının Türk egemenliğini kabul etmek zorunda kalacağını belirten Friedman, &quot;Arapların Türkiye'ye bakışı bir tür aşk-nefret ilişkisidir. Bir dönem Türkleri çok severler, bir dönem nefret ederler&quot; dedi. &quot;Arap dünyası hem ekonomik hem de askeri açıdan çok zayıf. Arapların temel sorunu, kendilerini yönlendirecek olan dış gücün kim olacağı?&quot; diyen Friedman, &quot;Bir dış güç olarak Türkiye, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında en kabul edilebilir ülke&quot; diye konuştu.</font><br />
 <br />
<font color="#000000">'AVRUPA BİRLİĞİ ÇÖKTÜ'</font><br />
<font color="#000000">Krizle birlikte Avrupa Birliği'nin çöküş sürecine girdiğini ifade eden Friedman, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinden yakında vazgeçeceğini belirtti ve &quot;Yakında Avrupa Birliği'ne ihtiyaç duymayacaksınız. Zaten krizle çöküş sürecine girdiler. Bu nedenle Türkiye, Avtupa Birliği'ne entegrasyondan vazgeçecek. Hatta Avrupalıların Türkiye'ye olan ilgisi çok daha fazla artacak&quot; dedi.</font><br />
 <br />
 <br />
<font color="#000000">Türkiye uzun süren sessizliğini bozdu</font><br />
 <br />
<font color="#000000">Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı sonrası kendi kabuğuna çekildiğini ve Soğuk Savaş yılları boyunca adeta görünmez olduğunu belirten Friedman, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak tarihe yeniden geri döndüğünü söyledi. Friedman, &quot;Son yüzyıllarda Türkiye çok fazla içine kapanan bir ülke oldu. Fakat bu Türkiye için normal bir durum değil. Türkiye, doğası gereği kabına sığmayan bir ülke. Çünkü Türkiye'nin coğrafik konumu bunu gerektiriyor.</font><br />
 <br />
<font color="#000000">'COĞRAFYA TÜRKİYE'Yİ ZORLUYOR'</font><br />
<font color="#000000">Türkler her zaman zorlu bir coğrafyada yaşadı. Bu zorluklar Türkiye'yi yükselen bir güç olmaya zorluyor. Osmanlı İmparatorluğu da çevresindeki aynı zorluklar nedeniyle yükselişe geçmişti. Aynı şey yine geçerli. Aynı coğrafik zorlamalar nedeniyle Türkiye bölgesinde büyük güç olacak&quot; dedi. Türkiye'nin çevre ülkeleri ile son yıllarda gerçekleştirdiği ilişkilerden örnek veren Friedman süper güç olma sürecinin başladığına inandığını belirtti. (Sabah)</font><br />
</font></blockquote>

 ]]></content:encoded>
			<dc:creator>euludag</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?69-Türkler-tarih-sahnesine-imparatorluk-olarak-dönecek</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Orta Asya'dan bugüne Türklerin kitapla macerası]]></title>
			<link>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?68-Orta-Asya-dan-bugüne-Türklerin-kitapla-macerası</link>
			<pubDate>Sat, 28 Feb 2009 08:35:27 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Yekşah, zerdûz, çârkûşe, kumaş, ebrûlu, murassa' (mücevherli), lâke... Çoğumuzun ilk kez duyduğu bu kelimeler, kütüphane raflarında korunan ya da...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>Yekşah, zerdûz, çârkûşe, kumaş, ebrûlu, murassa' (mücevherli), lâke... Çoğumuzun ilk kez duyduğu bu kelimeler, kütüphane raflarında korunan ya da çürümeye terkedilen, bir kısmı da müzayedelerde rekor fiyatlara alıcı bulan elyazması kitapların ciltlerini tarif ediyor.</b><br />
<img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/02/28/sanat.jpg" border="0" alt="" /><br />
Kitabın önemsenmediği bir çağda yaşadığımızdan şikâyet edilir sürekli. Oysa geriye doğru bakınca kitapla, yazıyla ve okumayla ilişkimiz o kadar da uzak görünmüyor. Orta Asya'dan günümüze kadar kitap, herhangi bir nesneden çok, yüksek bir medeniyetin nişanesi görülmüş. Özellikle İslâm dininin ilme verdiği önem, Kur'an-ı Kerim'in ve hadis-i şeriflerin şanına layık şekilde yazıya dökülmek istenmesi yazı ve kitabı başlı başına bir sanat dalı haline getirmiş. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ yayınlarından çıkan 'Türk Kitap Medeniyeti' adlı eserde anlatılanlar, bunun bir ispatı. Editörlüğünü Alper Çeker'in üstlendiği çalışma, kağıt ve kalem ile ilk tanıştığımız zamanlardan bugüne, kitap medeniyetimizin izlerini sürüyor. <br />
 <br />
Türklerin kağıtla tanışması eldeki belgelere göre Uygur dönemine denk geliyor. Çinlilerden öğrendikleri kağıdı kendilerine has bir tarzda kullanan ve cilt haline getiren Uygurlar, oluşturdukları dinî eserleri mezarlara çizdikleri resimlerle süslemişler. Bu süslemeler, günümüze kadar uzanan minyatür sanatının atası sayılıyor aynı zamanda. Uygurlardan Abbasilere aktarılan resim ve minyatür sanatı, zaman içinde gelişerek Levnî ile zirveye ulaşmış. İsmet Binark'ın araştırmalarına göre matbaa ile ilk tanışmamız da Uygurlar dönemine rastlıyor. <br />
 <br />
Resimlerle desteklenen 'Türk Kitap Medeniyeti'nin sayfalarında geçmişte yazı kültürünün simgesi olan meslekler de yer alıyor. Hattatlıktan nakkaşlığa, âhârcılığından ebruculuğa, mürekkepçilikten mücellitliğe, kâğıt makasçılığından kalemtıraşçılığa kadar kitaba bağlı birçok sanat dalı günümüzde sanat gayretiyle çok dar bir çevrede yaşatılmaya çalışılıyor. Bu bilgiler, kitabın nasıl medeniyet haline geldiğini de ortaya koyuyor aslında. Kağıdın kesiminden âhârlanmasına, hattat tarafından metnin yazılmasından etrafının cetvellenmesine, en sonunda ciltlenip meraklısına ulaşmasına uzanan yolculuğu takip ederken, bu sanat eserlerinin yüz binlercesinin zayi edilmesine hayıflanmadan edemiyorsunuz. <br />
 <br />
Sadece teorik bilgilerle yetinilmeyen çalışmada, yıllarını yazıya ve kitaba adamış ustalarla yapılmış söyleşiler yer alıyor. Ebru ve hat alanında ülkemizin önde gelen isimlerinden Fuat Başar ve cilt ustası İslam Seçen'in sanatlarını anlattığı kitapta yer alan bir diğer konu ise sahaflık mesleği. Ticaretten çok bir kültür olan, Bursa'da başlayıp İstanbul'a intikal eden, zamanında padişahlar tarafından korunan sahaflığın son temsilcilerinden İbrahim Manav'la yapılan söyleşi, bir geleneği dillendiren önemli bir belge niteliğinde. &quot;Sahaflık sevgi isteyen bir iş, ders kitabı satanlar bugün bizden daha çok kazanıyor. Fakat bir Naima Tarihi'ni karıştırmak, Müteferrika baskısı bir kitabı incelemek heyecanlandırdı beni.&quot; diyor Manav. Kitabın son bölümü ise yayıncılığımızın tarihine ayrılmış. Bu bölümde köklü sahaflardan Nedret İşli ile yapılan bir söyleşi, Bab-ı Âli'den başlayıp Beyoğlu'na uzanan süreçte yayıncılığımızı ele alıyor. <br />
 <br />
Kitap kavramının içinin boşaldığı bugünlerde 'Türk Kitap Medeniyeti'ni okuyanlar, tozlu raflara her el attıklarında muhtemelen bu macerayı hatırlayarak tebessüm edecekler. <br />
 <br />
Kaynak: ZAMAN <a href="http://zaman.com.tr/ara.do?author=47C3BC6E64C3BC7A2041C49F6163616E" target="_blank"><font color="#0000ff">Gündüz Ağacan</font></a></blockquote>

 ]]></content:encoded>
			<dc:creator>euludag</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?68-Orta-Asya-dan-bugüne-Türklerin-kitapla-macerası</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türkiye'nin en büyük petrol rezervi bulundu]]></title>
			<link>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?67-Türkiye-nin-en-büyük-petrol-rezervi-bulundu</link>
			<pubDate>Fri, 27 Feb 2009 10:06:34 GMT</pubDate>
			<description>TPAO yaptığı sondaj çalışmalarında başarıya ulaştı. Bakın siyah altın hangi ilde çıktı 
Resim:...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><font color="#716142">TPAO yaptığı sondaj çalışmalarında başarıya ulaştı. Bakın siyah altın hangi ilde çıktı</font><br />
<img src="http://www.haberturk.com/2009/02/27/resim/manset_ic_131138.jpg" border="0" alt="" /><br />
 <br />
<div style="text-align: left;"><font color="#3d3d3d">Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Türkiye'nin en büyük petrol rezervini Diyarbakır'da buldu. TPAO yaptığı sondaj çalışmalarında, 26 gravite kalitesinde 16 milyon varille Türkiye'nin en büyük rezerv sahasına Diyarbakır'da ulaştı. </font></div> <br />
 <br />
<div style="text-align: left;"><font color="#3d3d3d">Diyarbakır'ın Taştan Köyü'nün 10 haneli Güzel mezrasında 1800 metrede bulunan 26 gravitelik ve tahmini 16 milyon varil ham petrolün Türkiye'nin en büyük rezervi olduğu belirlendi. Petrolün bulunduğu sahada incelemelerde bulunan TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal, Güney Kırtepe sahasında yaklaşık 16 milyon varillik rezerv bulduklarını ifade etti.</font></div> <br />
 <br />
 <br />
<div style="text-align: left;"><font color="#3d3d3d">Uysal, &quot;Diyarbakır'da 16 milyon varil petrolün yarısı Perenco yarısı Türk Petrolleri'nin olacak. Türkiye'nin yıllık 200 milyon varil petrol tüketimini düşünürsek, 16 milyon varil rezerv az gelebilir ancak, bu rezervler Türkiye standartlarında çok önemlidir. TPAO olarak bu alanlarda elde ettiğimiz gelirlerle farklı alanlardaki yatırımlarımızı sürdüreceğiz.&quot; diye konuştu.</font></div> <br />
 <br />
 <br />
<div style="text-align: left;"><font color="#3d3d3d">Bölgede 20 kuyuda petrol üretimi yapmaya başladıklarını ifade eden TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal, 2009 yılı içerisinde Cudi dağının da aralarında bulunduğu 16 noktada sondaj çalışmalarının başlatılacağını kaydetti. Uysal, Türkiye'nin 2023'e kadar petrol ve gaz ihtiyacını karşılayabilmek için çalışmalara hız verdiklerini söyledi.</font></div> <br />
 <br />
 <br />
<div style="text-align: left;"><font color="#3d3d3d">Diyarbakır'da sondaj çalışm</font><font color="#3d3d3d">alarında Türkiye'nin en önemli petrol kuyusunu keşfettiklerini ifade eden TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal, &quot;Yaptığımız testlerde iyi sonuçlar aldık. Günlük 2 bin 500 varillik pompa az olduğu için daha büyük bir pompa yerleştirme gereği duyduk. Güney Kırtepe sahası son yıllarda Türkiye'de keşfedilen en önemli kuyusudur. Batman ve Adıyaman'da faaliyetlerimizde son dönemlerde önemli neticeler elde etmeye başladık. Adıyaman Şanbayat kuyusunda önemli bir keşfimiz oldu. Diyarbakır'daki sahalarda da benzer sonuçlar almamız, bizi son derece mutlu etti.&quot; diye konuştu.</font></div> <br />
 <br />
 <br />
<div style="text-align: left;"><font color="#3d3d3d">Güney Kırtepe kuyusunda Perenco şirketi ile ortak arama - üretim faaliyeti sürdürdüklerini anlatan Uysal, şu ana kadar 3 kuyu açtıklarını, 4 ve 5'inci kuyuların hazırlığını tamamlandıklarını kaydetti. Petrol sahasının giderek büyüyeceğini düşündüklerini anlatan Uysal, &quot;Bu bölge, Türkiye'nin önemli yeni petrol üretim sahasından biri olacaktır.&quot; dedi. TPAO, Güney Kırtepe-1 kuyusundan 250 bin varil ham petrolü pompalarken, köyden 4 kişiyi güvenlik görevlisi olarak istihdam etti. Sondaj çalışmalarında 20 ayrı kuyuda bulunan petrol üretimine başlanırken, Cudi Dağı başta olmak üzere 16 noktada arama çalışmaları başlatılıyor.</font></div> <br />
 <br />
 <br />
<div style="text-align: left;"><font color="#3d3d3d"><b><font color="darkred">Kaynak: HABERTÜRK</font></b></font></div></blockquote>

 ]]></content:encoded>
			<dc:creator>euludag</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?67-Türkiye-nin-en-büyük-petrol-rezervi-bulundu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kulelerin saat ayarı ondan sorulur</title>
			<link>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?66-Kulelerin-saat-ayarı-ondan-sorulur</link>
			<pubDate>Sat, 14 Feb 2009 08:38:06 GMT</pubDate>
			<description>*Kenan Eşme, 80 yaşında olmasına rağmen metrelerce yükseklikteki saat kulelerine bir solukta tırmanıyor. Tamir edilmesi zor ve ustalık isteyen...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>Kenan Eşme, 80 yaşında olmasına rağmen metrelerce yükseklikteki saat kulelerine bir solukta tırmanıyor. Tamir edilmesi zor ve ustalık isteyen saatlerin arızalarını gideriyor. Kulelerdeki saatleri tamir eden usta sayısı bir elin parmağını geçmediği için işleri çok yoğun. Bir de onun kadar eskisi ve deneyimlisi yok.</b><br />
<img src="http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/imagehosting/149968245e6486.jpg" border="0" alt="" /><br />
Türkiye'de tamir etmediği saat kulesi yok denecek kadar az. Her ay en az üç ya da dört il geziyor. Saat kulelerinin yedek anahtarlarını da çantasında taşıyor. <br />
Kenan Eşme, 80 yaşında bir saat tamircisi. Yaşına başına aldırmadan metrelerce yükseklikteki saat kulelerine bir solukta tırmanıyor. Tamir edilmesi zor olan saatlerin arızalarını buluyor, bakımını yapıyor. Saat kulelerini tamir eden usta sayısı bir elin parmağını geçmediği için işleri çok yoğun. Bir de onun kadar eskisi ve deneyimlisi yok. Onun, Türkiye'de tamir etmediği saat kulesi çok az. Her ay en az üç ya da dört il geziyor. Anadolu'daki bütün saat kulelerinin yedek anahtarını çantasında taşıyor. Hatta saat tamiri için İran'a, Rusya'ya ve Almanya'ya bile gidiyor. Dolmabahçe Sarayı'ndaki saati de o tamir ediyor. Eşme, &quot;Kulenin üzerinde adeta cambazlık yapıyorum. Aşağıya indikten sonra pürdikkat tamir ettiğim saati izliyorum. Bozuk bir saatin çalıştığını görmek beni çok heyecanlandırıyor.&quot; diyor. <br />
Kenan Eşme, saatçiliğe 15 yaşında amcasının yanında başlamış. 30 yıl boyunca Sakarya Hendek'te hem kol saati satmış, hem de tamirat yapmış. 1980'de Hendek'teki saat kulesi bozulunca onun da meslek hayatı değişmiş. Dostlarının ısrarıyla ilk defa kuleye çıkmış. <br />
Çevresindekiler onu adeta soru yağmuruna tutuyor: &quot;Kuleye nasıl çıkıyorsun?&quot;, &quot;Düşmekten korkmuyor musun?&quot;, &quot;O kadar büyük saatleri tamir etmek zor olmuyor mu?&quot; şeklinde arka arkaya gelen sorulara alışmış. İnsan mesleğini sevince elbette hiçbir şeyi zor gelmiyor, hatta çok büyük bir keyife bile dönüşüyor. Kenan Usta da mesleğiyle ilgili güzel bir albüm hazırlamış. Albümde, tamir ettiği her saat kulesinin önünde çektirdiği fotoğraflar var. Çanakkale, Bursa, Bolu, Amasya, Düzce, İzmir, İstanbul, Fransa, Danimarka, Almanya... Nerede hakkından gelinemeyecek kadar büyük bir arıza varsa hemen Kenan Usta'ya başvuruluyor. <br />
 <br />
<img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/02/14/saat2.jpg" border="0" alt="" /> <br />
<b>&quot;İstanbul'a devasa bir saat kulesi yapmak istiyorum&quot; </b><br />
Kenan Usta, saatin arızası küçükse yerinde onarıyor. Uzun ve yorucu işçilik gerektiren işleri ise Hendek'teki atölyesine götürüyor. Salı günü Marmara Üniversitesi'nin Haydarpaşa kampüsündeki saat kulesinde küçük bir sorun olduğuna dair telefon alan Kenan Usta'yla birlikte biz de kuleye çıkıyoruz. Kuledeki saatler 5 yıl öncesine kadar atıl bir durumdaymış ve sürekli arıza çıkarıyormuş. Kenan Eşme, 30 bin TL karşılığında sekiz saati yenilemiş. 1 ay boyunca üç kişi gece gündüz çalışarak saat kulesini restore etmiş. Kulenin merdivenleri çok dik olmasına rağmen tecrübeli usta bir solukta saatin kurulu olduğu bölüme çıkıyor. Bir yandan saati tamir ediyor, bir yandan da sorularımızı cevaplandırıyor. En büyük hayalinin İstanbul'un kalabalık meydanlarından birine devasa bir saat kulesi yapmak olduğunu söylüyor. Bunun için Kadıköy Belediyesi ile görüşmüş. Yetkililerden haber bekliyor. Kulenin tepesi soğuk olmasına rağmen genç bir delikanlı gibi kabanını çıkarıyor ve çalışmaya başlıyor. Kuleye yuva yapan güvercinler, ustanın en yakın dostları. Yaptığı meslek aslında çok tehlikeli. Kesinlikle hata ve dalgınlık kabul etmiyor. Kısa bir süre önce Bursa'da büyük bir kaza atlatmış. Neredeyse 50 metre yüksekliğindeki kuleden düşmekten son anda kurtulduğunu söylüyor. Haydarpaşa kampüsü deniz kenarında olduğu içina çok rüzgârlı. Sert rüzgârdan etkilenen akrep ve yelkovanlar saatin kısa sürede bozulmasına neden oluyor. Aşağıdan küçücük gözüken akrep ve yelkovanların boyları gerçekte iki metreden daha fazla. Kenan Eşme, 45 dakika içerisinde bozulan iki saati de tamir ediyor. Genel bakımını yapıyor; gövdesini temizliyor, dişlerini yağlıyor. Son olarak da dikkatli bir şekilde saatleri ayarlıyor. Kampüsün kapısının dışına çıktığımızda tamir ettiği saate dönüp dönüp bakarak &quot;İşte benim de en büyük zevkim bu...&quot; diyor. <br />
<b>Kaynak: ZAMAN </b><a href="http://www.zaman.com.tr/ara.do?author=42C39C4E59414DC4B04E204BC39653454CC4B0" target="_blank"><font color="#0000ff"><b>BÜNYAMİN KÖSELİ</b></font></a></blockquote>

 ]]></content:encoded>
			<dc:creator>euludag</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?66-Kulelerin-saat-ayarı-ondan-sorulur</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Abdülhamid'in petrol kuyuları]]></title>
			<link>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?65-Abdülhamid-in-petrol-kuyuları</link>
			<pubDate>Sun, 01 Feb 2009 10:43:08 GMT</pubDate>
			<description>*Osmanlı İmparatorluğu son dönemlerini yaşamaktadır; hem ekonomik olarak hem de toprak bütünlüğü açısından sıkıntılıdır. Bu ortamda işi şansa...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>Osmanlı İmparatorluğu son dönemlerini yaşamaktadır; hem ekonomik olarak hem de toprak bütünlüğü açısından sıkıntılıdır. Bu ortamda işi şansa bırakmak istemeyen Sultan 2. Abdülhamid, Musul, Kerkük ve Bağdat başta olmak üzere ülkedeki petrol yataklarını özel mülkü haline getirir. Bu şekilde, petrol kaynaklarını korumaya alır. Daha sonra araştırmalar yaptırarak bölgenin bir petrol haritasını çıkartır.</b><br />
<a href="http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/vbimghost.php?do=displayimg&amp;imgid=1611" target="_blank"><img src="http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/imagehosting/82849857bb628f70.jpg" border="0" alt="" /></a><br />
 <br />
<b>Petrolün hâmisi Sultan Abdülhamid</b><br />
Bir petrol kuyusu açmak için yüzlerce metre yerin altına inmek gerekiyor, hatta bu derinlik bazen bin metreleri buluyor. Durum böyleyken bundan yüz yıl önce 'petrol gölleri' denebilecek kadar yüzeyde petrol kuyuları bulunuyormuş. Bunu Sultan 2. Abdülhamid dönemine ilişkin yapılan araştırmalardan öğreniyoruz. Bundan daha önemlisi ise, &quot;Osmanlı petrolün ne olduğunu bilmiyordu, bu yüzden zengin petrol yataklarının yer aldığı toprakları Batılı güçlere kaptırdı.&quot; yönündeki iddiayı tamamen çürütecek bir bilgi. Çünkü, bu bölgelere özel bir önem veren 2. Abdülhamid, Musul-Kerkük ve Bağdat'taki petrol yataklarının haritasını çıkarmış ve üzerine işletmeler kurmuştu. Onun bölgeyi korumak için bulduğu zekice yöntem ise bu toprakları özel mülk haline getirmesiydi. 1880 yılından başlayarak, tüm petrol yataklarını kişisel mülküne katan padişah, ancak 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte bunları Hazine'ye devreder. Doç. Dr. Arzu Terzi'nin hazırladığı, 'Bağdat-Musul'da Abdülhamid'in mirası Petrol ve Arazi' isimli çalışmada bu haritalar ilk kez yer alıyor. Timaş Yayınları tarafından çıkarılan kitapta, bu bölgedeki yataklar ve işletmelere ait pek çok fotoğraf da bulunuyor. <br />
Düveli muazzama olarak anılan dönemin büyük güçlerinin Bağdat-Musul bölgesindeki petrole ilgisinin artmaya başlamasıyla, bölgedeki zengin petrol yataklarını içine alan önemli arazi parçalarının Osmanlı tarihinde ilk kez bir padişahın, Sultan 2. Abdülhamid'in şahsi mülkü haline getirilmesi aynı döneme denk gelir. Osmanlı hem maliyesi hem de toprak bütünlüğü açısından sıkıntılı günler yaşamaktadır. Ekonomik olarak dışa bağımlıdır ve girdiği savaşlarla da toprak kaybına uğramaktadır. Musul ve Bağdat'taki yer altı ve yer üstü zenginliklerinin önemine vâkıf olan ve bu toprakların siyasi önemini de göz ölüne alan Padişah 2. Abdülhamid işte bu sebeple bölgedeki petrol yataklarının korunması için özel bir çare arar. Bu toprakların hem toprak kaybından hem de yabancılara tanınan işletme imtiyazlarından etkilenmemesi lazımdır. Bunun için en ideal çözümü de, bu toprakları özel mülkü arasına katmakta. Bunu, 29 Nisan 1888 tarihli bir emlak-ı hümayun defterinden öğreniyoruz. Bu defterde 1880-81 yıllarından itibaren düzenlenmiş olan belgeler yer alıyor. Yine bu deftere göre, padişahın Osmanlı tahtında bulunduğu süre içinde emlak-ı hümayununa dahil edilen arazilerin yüzde 44'lük kısmı Bağdat ve Musul vilayetlerinde bulunuyor. Bu arazi, 17 milyon 770 bin 363 dönümü Musul vilayetinde, 6 milyon 235 bin 160 dönümü ise Bağdat vilayetinde olmak üzere toplam 24 milyon 5 bin 528 dönüm olarak belirleniyor. <br />
 <br />
<img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/02/01/sultan1.jpg" border="0" alt="" /> <br />
<b>Hem iç hem dış politika</b> <br />
Padişah'ın Musul ve Bağdat'taki zengin arazileri özel mülkü haline getirmesiyle, pek çok ülkenin bu araziler üzerindeki girişimleri de başlıyor. Ancak bu bölgeler padişahın özel mülkü olduğu için Almanya, Hollanda, Fransa başta olmak üzere pek çok ülkeden gelen teklifle bizzat padişah kendisi ilgileniyor. Hatta bu dönemde, güven telkin etmediği için Almanlarla yapılan bir sözleşme iptal edildiği için sıkıntılar yaşanıyor. Aynı süre içinde diğer devletlerden ümidini kesen Sultan 2. Abdülhamid, Japon hükümetinden petrol uzmanı isteyerek bu ülkenin dikkatlerini bölgeye çevirmeye çalışıyor. Bu bölgeyi durumdan habersiz olarak vermek bir yana uzun yıllar mücadele eden 2. Abdülhamid'in bu davranışının ülke içindeki politika açısından da başka bir yönü bulunuyor. Bu padişaha göre, bölge halkının büyük bir kısmını oluşturan ve yüzyıllardır bir türlü boyun eğdirilemeyen aşiretlerin boyun eğdirilmesi için de önemli bir yoldur. Bunu da içerideki karışıklıklara karşı bir politika olarak elinde bulunduruyor. <br />
<b>İskenderun'u kaybedince öğrendi</b> Sultan 2. Abdülhamid bu bölgelerdeki kıymetli arazileri özel mülküne almakla da kalmıyor. Bölgenin varlıkları, padişah mülküne geçtikten sonra yapılan araştırmalarla tüm değerleri tespit ediliyor. Bunun üzerine de gerekirse işletme imtiyazları da özel mülk haline getiriliyor. Petrolün önemine vakıf olan Sultan 2. Abdülhamid ve hazine bakanları sadece Musul ve Bağdat'taki arazilerle ilgilenmeyip, ülkenin çeşitli yerlerindeki petrol yataklarını yabancılardan önce ele geçirmeye çalışıyorlar. Bunun tek istisnası ise İskenderun petrolleri oluyor ve bu kaybın Padişah'a deneyim kazandırdığı belirtiliyor. Zira burası devlet mülkü iken yerli sermayedarlara çıkarma ve işletim lisansı veriliyor. Ancak bağlayıcı hükümlerin de zayıflığı nedeniyle kısa sürede bu yerli firmalar İngiliz ve Alman ortaklarına şirketi devrediyorlar. Bu olaydan sonra tecrübe kazanan padişah, sadece Musul ve Bağdat vilayetleri ile ilgilenmekle kalmıyor, Van gölü petrolleri, Yanya vilayetindeki Senice petrol madenleri ve Ferecik petrollerinin imtiyazlarını da Hazine-i Hassa Nezareti'ne alıyor. Musul ve Bağdat vilayetleri üzerinde ısrarla duran Padişah 2. Abdülhamid'in bu bölgeleri özel mülkü haline getirmesinden sonra yine bu bölgeler için çıkardığı bir nizamname bulunuyor. Padişah, Musul vilayetindeki petrol yataklarının mülk ve işletme belgesini Şubat 1889'da, Bağdat vilayetindeki petrol yataklarının mülk ve işletme belgesini ise 19 Eylül 1898'de almış. Sultan 2. Abdülhamid'in Fransız maden mühendisi Jakraz'a hazırlattığı 'Musul vilayetindeki petrol yataklarının işletiminin modernleştirilmesi için yapılması gereken masrafları gösteren keşif defteri' de bulunuyor. <br />
<i><b>Kaynak: ZAMAN <a href="mailto:e.dolmaci@zaman.com.tr">e.dolmaci@zaman.com.tr</a></b></i> <a href="http://www.zaman.com.tr/ara.do?author=454DC4B04E4520444F4C4D414349" target="_blank"><font color="#0000ff">EMİNE DOLMACI</font></a></blockquote>

 ]]></content:encoded>
			<dc:creator>Sunta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?65-Abdülhamid-in-petrol-kuyuları</guid>
		</item>
		<item>
			<title>150 yıl önce yakalanan darbeci paşa da kendini denize atmıştı</title>
			<link>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?64-150-yıl-önce-yakalanan-darbeci-paşa-da-kendini-denize-atmıştı</link>
			<pubDate>Sun, 25 Jan 2009 11:45:21 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[MUSTAFA ARMAĞAN (http://www.zaman.com.tr/ara.do?author=4D5553544146412041524D41C49E414E) m.armagan@zaman.com.tr 
Türkiye günlerdir Ergenekon'u ve...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><a href="http://www.zaman.com.tr/ara.do?author=4D5553544146412041524D41C49E414E" target="_blank"><font color="#0000ff">MUSTAFA ARMAĞAN</font></a> <font color="#0000ff">m.armagan@zaman.com.tr</font><br />
Türkiye günlerdir Ergenekon'u ve JİTEMci Albay Abdülkerim Kırca'nın intiharını konuşuyor. Bu olayın bir benzerinin tarihte yaşandığını biliyor muydunuz? Bundan 150 yıl önce de darbeciler vardı Türkiye'de ve yakalanan bir general (paşa), denize atlayarak intihar etmişti.<br />
Peki nedir bu Kuleli Vak'ası'nın içyüzü? <br />
1859 yılının 13 Eylül Çarşamba günü Abdülmecid'in huzuruna pürtelaş giren Serasker Rıza Paşa bir haber getirmiştir hünkâra. İçlerinde yüksek rütbeli subayların da bulunduğu darbeci bir &quot;ittifak&quot;, harekete geçmek üzeredir. Ellerini çabuk tutmazlarsa ertesi günü Tophane'deki Kılıç Ali Paşa Camii'nde toplanıp harekâtın düğmesine basacaklardır. Maksatları, ilk cuma selamlığında padişaha ve maiyetine silahlı bir suikast düzenlemek, doğacak kargaşadan yararlanarak isyan girişiminde bulunmak ve Abdülaziz'i tahta çıkarmaktır. <br />
Abdülmecid şaşkındır, çünkü babasının yeniçeriliği kaldırmasından sonra iktidarın penceresindeki çapakların tamamen temizlendiğini sanmaktadır. Kimlerdir bunlar? Ve nasıl bir araya gelmişlerdir? İçlerinde Irak'ın Süleymaniye'sinden gelmiş Şeyh Ahmed'den tutun da, Erzurumlu bir muhallebiciye, oradan Tophane-i Amire katiplerinden Arif Bey'e ve Hüseyin Daim Paşa gibi bir orgenerale varıncaya kadar türlü meslek ve meşrepten insanın bir araya geldiği gizli bir fesat cemiyeti çıkacaktır karşılarına. <br />
Emir verilir, ertesi günü darbeciler camide basılıp derdest edilirler. Askerler sorgulanmak üzere bugünkü İstanbul Üniversitesi merkez binasında bulunan Seraskerat Dairesi'ne götürülür, diğerleri ise Kuleli Askeri Lisesi'ne. Daha sonra hepsinin mahkemesi burada görüldüğü için tarihe &quot;Kuleli Vak'ası&quot; adıyla geçmiştir bu ilk modern darbe girişimimiz. <br />
 <br />
<b>Darbeciliğimizin atası</b> <br />
&quot;Halk arasında kargaşalık çıkarıp kanun ve düzeni bozmak ve kan dökmek gibi türlü alçaklıklara girişmeye kararlı bir ittifak karşısındayız. Bunlar fesat tuzaklarına düşürmek istedikleri hafif beyinlileri aldatmak için 'Bizimle beraber şu kadar bin adam ile devletin tepesindeki yöneticiler ve üniversite hocalarından çok sayıda kişi var' diyerek türlü yalan ve iftiraları atmaktan çekinmemektedirler. İşte tasarladıkları darbenin zamanında haber alınmasıyla devlet ve milleti bu büyük fitneden korumak mümkün olmuştur...&quot; <br />
Hayır, yukarıdaki satırlar, Ergenekon davası iddianamesinden alınmadı. Bu parça, tam 150 yıl önce &quot;Ceride-i Havadis&quot; ve &quot;Takvim-i Vekayi&quot;de çıkan hükümetin resmi beyannamesinin bugünkü dile ve olaylara uyarlanmış halinden ibarettir. <br />
Ancak asıl şaşırtıcı olan, bu olayın faillerinin günümüzdeki darbeci zihniyetle aynı kan grubuna mensup olmaları. O günden beri işlerin istedikleri gibi gitmediğini düşünen birileri, aralarında yemin edip kendilerini görevlendirmekte ve yönetimi devirmeye kalkmaktadırlar. <br />
Darbeci grubun içinde Şeyh Ahmed gibi din adamlarının bulunması kafamızı karıştırıyor. Ancak Şeyh'in 3 bin askeri bulunan bir feodal otorite (ağa) olduğunu, Kırım Harbi'nde adamlarıyla Kars'a yardıma geldiğini, ancak tam bu sırada Islahat Fermanı'nın Müslümanlar ile Hıristiyanları kanun önünde eşit kabul ettiğini öğrenince savaşmaktan vazgeçtiğini ve o günden itibaren yönetime diş bilediğini bilirsek manzara değişecektir. Kuleli darbecilerinin dillerinden düşürmedikleri &quot;şeriatın geri getirilmesi&quot; iddiası, Tanzimat ve Islahat fermanlarında da vardır. Nitekim birazdan örgütü oluşturanların zihniyet ve yaşayışlarını görünce &quot;şeriat&quot;ı meşruiyet kazanmak için bir araç olarak kullandıkları anlaşılacaktır. Yani o gün &quot;Şeriat elden gidiyor!&quot; diye darbe yapmaya kalkanlarla bugün &quot;Laiklik elden gidiyor!&quot; diye örgütlenenler arasında yöntem açısından pek bir fark bulunmuyor. <br />
Günümüzle benzerlikler bu kadarla kalmıyor. Mesela olaydan 10 yıl sonra Namık Kemal'in yönetiminde çıkan &quot;Hürriyet&quot; gazetesi -ne tesadüf!- darbecilerin hukuka aykırı olarak yargılandıklarını iddia edecek ve hükümeti zalimlikle suçlayacaktır. (Bugün de bir çevre aynı görevi yapmıyor mu?) <br />
Devrin aydınlarından Şinasi'nin de bu darbe girişiminde parmağı vardır. Yargılananlar arasında ismi geçmese de, soruşturma tutanaklarına bakılınca &quot;Şair Evlenmesi&quot; yazarının pek de masum olmadığı anlaşılır. (Bugün de bazı aydınlar darbeyi kışkırtmıyorlar mı?) <br />
 <br />
<img src="http://medya.zaman.com.tr/2009/01/25/armagan1.jpg" border="0" alt="" /> <br />
<b>Yakalanınca hastalanan darbeciler</b> <br />
En üst rütbeli darbeci konumundaki Askeri Şûra üyesi Orgeneral Hüseyin Daim Paşa ise tam bir alemdir. Paşa kendisini savunacağına büyük kan çıbanları çıkartmakta bulunduğunu, çoğu zamanı hastalıkla geçip hekimlerle uğraştığını, hastalık haliyle kimin ne söylediğinin farkında olmadığını(!) ileri sürerek yakayı kurtarmaya çalışır. Sorgusunda tam 13 defa &quot;hastayım&quot;, 20 defa &quot;hatırlamıyorum&quot; demiştir. Ancak kendisinin uslanmaz bir darbeci olduğu şuradan bellidir ki, Abdülaziz devrinde affedildikten 8 yıl sonra, &quot;İttifak-ı Hamiyet&quot; örgütünün darbe girişiminde de ismini göreceğizdir. (Bugün kime tekabül ediyor, ona da siz karar verin.) <br />
Darbenin planlayıcılarından Cafer Dem Paşa'yı tanıyan Wanda adlı yazar, onun İtalya ve Avusturya'da bulunduğunu, İstanbul'da Avrupalılarla düşüp kalkan, bir İngiliz generalinin kızıyla aşk ilişkisi olan monden yaşayışlı, kültürlü bir adam olduğunu ileri sürer. <br />
Kâtip Arif Bey de tuhaf bir profil çizer. Ebuzziya Tevfik'in rivayetine göre yarım sakal bırakan &quot;Didon Arif&quot; şık giyinir, tırnaklarını uzatır, aydınlık taslar, &quot;frengane&quot; tavırlar takınır, dahası, &quot;Ah, bir ihtilal olsa bayrağı çekip öne geçeceğim&quot; dermiş. Ebülenf Vehbi Molla haklı olarak &quot;Haydi diğerlerine bir şey demeyelim. Fakat şu din davasında Didon Arif'in işi ne?&quot; diye yakınırmış. <br />
Darbe planı şöyleydi: Padişah cuma selamlığında iken ulema camide din kitaplarını yere atarak düğmeye basacak, bu sırada kapılar tutulup profesyonel asker olan Çerkez fedailer yardımıyla suikast gerçekleştirilecekti. Ardından denizden atılacak işaret fişeğiyle İstanbul, Üsküdar ve Kuleli civarında bulunan minarelerdeki üyelere haber ulaştırılacak, telgraf telleri kesilecek, köprüler tutulacak vs. Tabii bu operasyon için bir miktar silah tedarik ettiklerini söylememe gerek yok. <br />
Peki mahkemeden ne karar çıktı? 5 idam cezası, müebbet hapisler, sürgünler ve tahliyeler... Sonra idam cezaları Abdülmecid tarafından ömür boyu kalebentliğe çevrildi. Şeyh Ahmed ve Arif Bey Mağosa'ya, Hüseyin Paşa ile Rasim Bey Akka'ya gönderildi, diğerleri de bazı adalara ve memleketlere. Ancak idamlıklardan birisi hakkındaki hüküm gıyaben verilmişti. Çünkü isyana Arnavut askeri tedarik etme sözü veren Cafer Dem Paşa, yargılanmadan önce intihar etmişti. Bu olay resmi belgelere şöyle yansıyacaktı: <br />
&quot;Bu dahi birinci dereceden canilerden olduğu halde Bab-ı Seraskeri'de olunan istintakı üzerine ikmal-i muhakemesi için Kuleli kışlasına gönderilir iken kenduyi kayıktan bağtaten denize atmasiyle kendi sun'-i ihtiyari ile mücazatını görmüştür.&quot; Yani cezasını kendi eliyle vermişti. <i><b>m.armagan@zaman.com.tr</b></i> <br />
 <br />
<b>Meraklısı için notlar</b><br />
Konu hakkında Uluğ İğdemir'in kitabı hâlâ tek eser olma özelliğini koruyor: &quot;Kuleli Vak'ası Hakkında Bir Araştırma&quot; (TTK, 1937). <br />
Sorgu belgelerine ulaşan ve bu konuda bir kitap hazırladığını sevinçle öğrendiğimiz Burak Onaran'ın nefis makalesi &quot;Tarih ve Toplum&quot; dergisinin 2007 tarihli 5. sayısında çıktı (s. 9-35). <br />
Cevdet Paşa &quot;Tezâkir&quot;in 2. cildinde olayı hem o devri yaşamış bir devlet adamı ve tarihçi gözüyle inceler hem de hukukî yönü üzerinde durur (TTK, 1991, s. 82-5). Niyazi Berkes, Kuleli Vak'ası'nı çağdaşlaşmamızda olumlu bir aşama olarak görür (&quot;Türkiye'de Çağdaşlaşma&quot;, 1973, s. 241-4). Enver Ziya Karal kararsızdır, yabancı parmağından şüphelenir (&quot;Osmanlı Tarihi&quot;, II, s. 95-7). Mümtaz'er Türköne &quot;Osmanlı Ansiklopedisi&quot;ne yazdığı kısa değerlendirmede &quot;İslamcı bir tepki&quot; olarak değerlendirir (1993, c. 6, s. 148). <br />
 <br />
25 Ocak 2009, Pazar</blockquote>

 ]]></content:encoded>
			<dc:creator>Sunta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?64-150-yıl-önce-yakalanan-darbeci-paşa-da-kendini-denize-atmıştı</guid>
		</item>
		<item>
			<title>teklif</title>
			<link>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?62-teklif</link>
			<pubDate>Thu, 15 Jan 2009 18:28:23 GMT</pubDate>
			<description>sivil mimari bir tarihi yapının rölöve,restitüsyon ve restorasyon proje çizimi için teklif isteyeceğim arkadaşlar...yazın bana..</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">sivil mimari bir tarihi yapının rölöve,restitüsyon ve restorasyon proje çizimi için teklif isteyeceğim arkadaşlar...yazın bana..</blockquote>

 ]]></content:encoded>
			<dc:creator>mimar mehtap</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?62-teklif</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Polise bilgisayarları hackleme yetkisi verildi</title>
			<link>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?59-Polise-bilgisayarları-hackleme-yetkisi-verildi</link>
			<pubDate>Tue, 06 Jan 2009 17:16:38 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*İngiltere'de polisler, İçişleri Bakanlığı'nın vermiş olduğu izinle mahkeme emri olmadan kişisel bilgisayarları hackleyebilecek.* 
Resim:...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>İngiltere'de polisler, İçişleri Bakanlığı'nın vermiş olduğu izinle mahkeme emri olmadan kişisel bilgisayarları hackleyebilecek.</b><br />
<a href="http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/vbimghost.php?do=displayimg&amp;imgid=1588" target="_blank"><img src="http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/imagehosting/1496391d06d2db.jpg" border="0" alt="" /></a><br />
İçişleri Bakanlığı ve Avrupa Birliği Organizasyonları'nın planı yeni geliştirmesine rağmen, Avrupalı bakanlar bu hareketi geçtiğimiz ay onaylamıştı. Bakanlar, aynı zamanda Britanya'daki bilgisayarlardan bilgi toplaması için polise izin vermenin planlarını yapıyor. Diğer kanun uygulayan ajanslara da bu yetkinin verilebileceği belirtiliyor. <br />
İçişleri Bakanlığı, herhangi bir hacklemenin öncelikle vilayet polis müdürü tarafından onaylanması gerektiğini doğruladı. Aynı zamanda gerekli olduğu takdirde suç araştırması süresince, tüm Avrupa Birliği üyesi eyaletlerin kanun uygulayan bürolarına da aynı şekilde İngiltere'deki bilgisayarları hackleme yetkisi verilmesi de düşünülüyor. <br />
Gönderilen e-posta içerikleri, websitesi browserları ile wireless ağlarının görüntülerini iletecek olan key-logging (klavyede basılan tüm tuşları kaydeden bir program) ve uzaktan araştırma gibi teknolojiler, polisin kullanmayı düşündüğü yöntemlerden sadece bazıları. Bu taslaklar sivil toplum gruplarını kızdırdı. İnsan hakları örgütü Liberty'nin Başkanı Shami Chakrabarti, Independent Gazetesi'ne yaptığı açıklamada, &quot;Bu birisinin kapınızı kırıp içeri girmesinden farklı bir şey değildir. Dokümanlarınız soyulup soğana çevrilecek ve bilgisayar sürücüleriniz ele geçirilecek&quot; dedi. Chakrabarti, bu harekete yasal yollarla karşı çıkmaya hazırlanıyor. <br />
<a href="http://www.zaman.com.tr/ara.do?author=5A616D616E204F6E6C696E65" target="_blank"><font color="#0000ff">Zaman Online</font></a></blockquote>

 ]]></content:encoded>
			<dc:creator>euludag</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?59-Polise-bilgisayarları-hackleme-yetkisi-verildi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Türk Olmak</title>
			<link>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?58-Türk-Olmak</link>
			<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 08:54:12 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Amerika'dan bir vatandasimizin (Turkiye'nin Abd seattle Fahri Konsolosu olan Sn. J.Ufuk Gokcen) '*Türk olmak nasil bir duygudur?*' konulu yazisi. 
 ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Amerika'dan bir vatandasimizin (Turkiye'nin Abd seattle Fahri Konsolosu olan Sn. J.Ufuk Gokcen) '<b><font color="darkred">Türk </font><font color="darkred">olmak nasil bir duygudur?</font></b>' konulu yazisi.<br />
 <br />
Aslinda çok seydir, Türk olmak. Türk olmak, Osmanli'nin borcunu ödemektir. Hovarda babanin borçla yasayan evladi gibi.<br />
Kosova'da ve Bosna'da, Bati Trakya'da ve Makedonya'da bilmem kaç asir geçmiste kalan meselelerin hesabini vermektir.<br />
Türk olmak Kibris'ta, Hocali'da, Anadolu'da ve Balkanlar'da soykirima ugrayip karsiliginda yapmadigin soykirimla suçlanmaktir.<br />
Türk olmak fasist olmaktir, vatanina, milletine, tarihine sahip çiktiginda.<br />
Türk olmak demokrat ve çagdas olmaktir, vatanina, milletine, tarihine sövdügünde.<br />
Türk olmak lisaninin Avrupa'da yasaklanmasidir ve yine Türk olmak kendini ve derdini anlatamamaktir. Avrupa'da hor görülmek Türk olmaktir, atalarin bir çok asir önce Viyana'yi kusattigi için ve hos görülmemektir tabii ki sadece kusatip; Napolyon gibi bütün Viyana'yi yakmadigin için. Türk olmak Selanik'te Pontus Aniti'nin, Viyana'da çignenen yeniçeri minberinin ve Malta'da papazin üzerine bastigi Türk bayragi heykelinin önünden geçmektir.<br />
Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir. Üç kitadan dönüp, bir küçük yarimadada misafir muamelesi görmektir. Sayisiz imparatorluk kurmak Türk olmaktir, ayni zamanda sayisiz imparatorluk yikmak da Türk olmaktir.<br />
Arabaya kosulan ilk atin vataninda, ilk yazili antlasmanin imzalandigi yurtta, yazinin bulundugu, paranin icat edildigi her metrekaresinden bereket <br />
fiskiran bu yurtta, kalkinmak için yabanci sermaye beklemektir.<br />
Türk olmak; Truva'dan bu yana, Sümer'den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, bütün zamandan damitilarak gelen yüksek degerlerine ragmen, bir haftalik hafiza ile yasamaktir.<br />
Dogu Roma'yi da Bati Roma'yi da yikip, yeni Roma olan AB'ye girmeye çalismaktir Türk olmak.<br />
Türk olmak, Mostar'da köprüdür, Kerkük'te kaledir, Istanbul'da Kizkulesi'dir, Anadolu'da bugdaydir, Çukurova'da pamuktur, Ege'de tütün, Karadeniz'de findik, Trakya'da ayçiçegidir. Türk olmak Çanakkale'de ölmektir. Çanakkale'de ölmeden önce düsmana su vermektir, onun yaralisini sirtinda kendi hastanesine tasimaktir.<br />
Düsmanin ardindan rahmet okumak, kanlisindan helallik almaktir. Sabahlari odana rahmet dolsun diye, cami açmaktir. Kar yagdiginda kayak yapmayi degil, evsizleri düsünmektir. Balkon kösesine kuslar için, <br />
kisin ekmek kirintisi, yazin su koymaktir. Yagmura rahmet, kara bereket diye <br />
bakmaktir. Türk olmak, harap bir ülkede, zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip, tahtadan kiliç ve ipten üzengi ile, paylasacak ve sahiplenecek tek varligi fakirlik olmasina ragmen, yedi düvele meydan okumaktir.<br />
Türk olmak askere davul-zurna ile ugurlanmaktir, belki de dönmeyecegini bilerek. Türk olmak, annenin sehit oglunun ardindan 'Bir oglum daha olsun, onu da vatan için gönderecegim.' demesidir. Babanin gözyaslarini tutarak, tabutuna son kez dokunurken 'Vatan sag olsun!' demesidir.<br />
Türk olmak 'Türk çayinda radyasyon olmaz!' yalanlari ile, 'Gusül abdesti alana AIDS bulasmaz!' dolanlari ile yasamaktir.<br />
Her hükümetin enkaz devraldigi, ama asla ardinda enkaz birakmadigi ülkede olmaktir.<br />
Türk olmak, ecdadin yasadigi kitliktan dolayi, çayin yaninda gelen sekerden fazla olani garsona geri vermektir. Ayni nedenle Türk olmak, yemegi ziyan etmekten korkmaktir. Göz hakkina, dis kirasina saygidir.<br />
Türk olmak. Evindeki bir kap asin yarisini tanri misafirine vermektir. Kendi yerde, misafiri dösekte yatirmaktir Türk olmak.<br />
Türk olmak, milli maçta aglamaktir. Ayhan Isik'a, Belgin Doruk'a asik olmaktir. Türk olmak, askini ölesiye sevmektir. Aski için ölmektir, öldürmektir. Sevdiceginin elini bir kez tutamadan, topraga girmektir.<br />
En güzel ask siirlerini yüreginde hissetmektir. Eskiyaya türkü yakmaktir, Türk olmak.<br />
Milletine sövmektir, ama baskasina sövdürmemektir, Türk olmak. Türk olmak Yunus'u bilmektir, Asik Veysel'i sevmektir. Mevlana'yi, Haci Bektas-i Veli'yi ve Hoca Yesevî -tek bir satirini okumasa da yüreginde tasimaktir.Türk olmak, saz çaldiginda, ney üflendiginde, kös dövül dügünde ve <br />
kaval çaldiginda, yüreginin derinlerinde bir sizi sezmektir, bir de Yemen <br />
Türküsü'nde...Hayatin sana verdiklerine 'Nasip', vermediklerine 'Kismet' demektir. <br />
Her isin 'Hayirlisina' inanmaktir ve aglamamak için çok gülmekten çekinmektir.<br />
Türk olmak, Asya'da batili, Avrupa'da dogulu diye tepki görmektir.Irk sözünü bilmeden yasamak, yaradilani Yaradandan ötürü sevmektir.<br />
Magazin programlari ile dizilerin arasina sikissa da, silkinip üzerindeki ölü topragini atabilmektir.<br />
Türk olmak, mahalle maçi için ayni saatte, on kisi bulusamazken, milyon kisinin bir araya gelmesidir. Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kisinin kavga etmeden <br />
gösteri yapabilmesidir. Türk olmak, buhran zamaninda Arjantin'de de magazalar yagmalanirken, daha agir buhranda siraya girerek, sorumlusuna en agir cezayi tek bir cam kirmadan sandikta kesmektir.<br />
Türk olmak en zayif gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin bir safakta bitecegini bilerek tevekkül göstermektir.<br />
Zor istir Türk olmak. Türk olmak Anadolu'da her düsen yagmur damlasina hamdetmek, her çikan basak için sükretmektir.<br />
Türk olmak, medeniyetler mezarligi Anadolu'da dik durabilmektir.</blockquote>

 ]]></content:encoded>
			<dc:creator>euludag</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?58-Türk-Olmak</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[15 Bin YTL' den Başlayan  Ahşap Evler Yapıyoruz]]></title>
			<link>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?57-15-Bin-YTL-den-Başlayan-Ahşap-Evler-Yapıyoruz</link>
			<pubDate>Sat, 29 Nov 2008 09:05:43 GMT</pubDate>
			<description>TAMAMI *% 100 AHŞAP* 
MALZEME OLAN YAZ KIŞ OTURMAYA MÜSAİT *AHŞAP EV* YAPTIRMAK İSTER MİSİNİZ?  
  
HEM DE *15 BİN YTL*DEN BAŞLAYAN FİYATLARLA… 
 ...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><div style="text-align: center;"><span style="font-family: calibri"><font color="black">TAMAMI </font><font color="#c00000"><b>% 100 AHŞAP</b></font></span><br />
<span style="font-family: calibri"><font color="black">MALZEME OLAN YAZ KIŞ OTURMAYA MÜSAİT </font><font color="#c00000"><b>AHŞAP EV</b></font><font color="black"> YAPTIRMAK İSTER MİSİNİZ? </font></span></div> <br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-family: calibri"><font color="black">HEM DE </font><font color="#c00000"><b>15 BİN YTL</b></font><font color="black">DEN BAŞLAYAN FİYATLARLA…</font></span></div> <br />
<div style="text-align: center;"><font color="#4f6228"><span style="font-family: calibri"><b>KALE AHŞAP SAN.TİC.LTD.ŞTİ.</b></span></font><br />
<span style="font-family: calibri"><font color="#943634"><b>Tel :</b></font><font color="#215868">0-286-263 51 11</font></span><br />
<a href="http://www.kaleahsap.com/" target="_blank"><span style="font-family: calibri"><b><font color="#800080">http://www.kaleahsap.com</font></b></span></a></div></blockquote>

 ]]></content:encoded>
			<dc:creator>kaleahsap</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?57-15-Bin-YTL-den-Başlayan-Ahşap-Evler-Yapıyoruz</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ahşap Ürünlerimiz ve Projelerimiz Hakkında</title>
			<link>http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?56-Ahşap-Ürünlerimiz-ve-Projelerimiz-Hakkında</link>
			<pubDate>Sat, 29 Nov 2008 08:55:27 GMT</pubDate>
			<description>Resim: http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/imagehosting/thum_168349310375291b1.jpg ...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><a href="http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/vbimghost.php?do=displayimg&amp;imgid=1576" target="_blank"><img src="http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/imagehosting/thum_168349310375291b1.jpg" border="0" alt="" /></a><br />
<span style="font-family: calibri"><b>Sayın Yetkili; </b></span><br />
 <br />
<span style="font-family: calibri">Firmamız <font color="#632423"><b>KALE AHŞAP SAN.TİC.LTD.ŞTİ.</b></font> Çanakkale ilinde 25 yıldır ahşap ürünleri ve kereste imalatı işi yapmaktadır. </span><br />
<span style="font-family: calibri">Firmamız Ulusal Ahşap Birliğine de üye olması sebebi ile kaliteli ve markaya önem verecek şekilde önemli projelere imza atmaktadır. </span><br />
 <br />
<span style="font-family: calibri">Firmamız ahşap ev, büfe, çatı, çardak, kamelya, kapı, pencere, merdiven oturma bankları ve ahşap bar yapımı ile Türkiye’nin bir çok yerine hizmet vermektedir. </span><br />
<span style="font-family: calibri">Konu gereği firmamız; işletmenizin ahşap ile ilgili projelerinizde sizinle beraber çalışma isteği sunmaktadır. </span><br />
 <br />
<span style="font-family: calibri">Çalışmalarınızda başarılar diliyor saygılarımızı sunuyoruz.</span><br />
 <br />
<span style="font-family: calibri"><b>Aziz BAŞARAN</b></span><br />
<span style="font-family: calibri">Yön.Krl.Bşk.</span><br />
 <br />
<font color="#632423"><span style="font-family: calibri"><b>KALE AHŞAP SAN.TİC.LTD.ŞTİ.</b></span></font><br />
<span style="font-family: calibri">Kepez Sanayi Beldesi No:32 Kepez / ÇANAKKALE</span><br />
<span style="font-family: calibri">Tel : 0-286-263 51 11 Faks: 0-286-263 51 36</span><br />
<span style="font-family: calibri">Web : <a href="http://www.kaldemo.com/" target="_blank"><b><font color="#0066cc">http://www.kaldemo.com</font></b></a> </span><br />
<span style="font-family: calibri">Web : <a href="http://www.kaleahsap.com/" target="_blank"><b><font color="#0066cc">http://www.kaleahsap.com</font></b></a> </span></blockquote>

 ]]></content:encoded>
			<dc:creator>kaleahsap</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.restorasyonmerkezi.com/forum/entry.php?56-Ahşap-Ürünlerimiz-ve-Projelerimiz-Hakkında</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>

