• Takvim

    Nisan   2014
    Su Mo Tu We Th Fr Sa
    1 2 3 4 5
    6 7 8 9 10 11 12
    13 14 15 16 17 18 19
    20 21 22 23 24 25 26
    27 28 29 30
  • Weather Widget


  • Her Devirde Kağıthane

    HER DEVİRDE KAĞITHANE
    Ord.Prof.Dr. A.Süheyl ÜNVER
    Kâğıthane. Memleketimizin beş asırdan beri bir mesire ve istirahat yeri. Her asırda bir Kâğıthane yaratmışız. Meselâ onbeşinci asırdaki onaltıncı yüzyılda yok, ama söyleniyor. Bittabi burasının bir Perikles devri diye birçok geçmiş medeniyetlerin zirvelerini hatırlatan bir deyimle Kâğıthanemizin örnek bir onsekizinci asır yaşantısı var O bugünlere kadar dillerde ve gönüllerde yaşamış. Bizim nesil, bunun ancak çok harab ve buna rağmen gününde aranan ve bu perişanlık içinde baharlarda ve yazın bir defa bile olsa mutlaka gidilmek arzusunu gönlünde yaşatırdı. Artık buna elveda. Neden?
    Kâğıthane sırtları gecekondularla gayet çirkin ve utanç verir şekilde kaplandı. Yalnız derenin iki tarafı ve eski meşhur şahane çayırlar sahaları kurutuldu. Ne sayede?
    Cihet-i askeriyenin iki mühim garnizonu bu sahayı ve dereyi möcip sebeplerle ikiye bölerek askerî bölge yaptılar ve hele buralara yakın ve içine aldığı yamaçlarda ancak devriyelerle gecekondu istilâsını önleyebildiler.
    Artık bu sahada hergün adedi azaları kalıntıları olsun sırf merakla dolaşmak da mümkün değildir. Askerî faaliyet sahasına girmediğinden maalesef malûm sebeplerle başıboş bırakılan ok meydanı ve havalisi de yok oldu. Hiç olmazsa oradaki düzünelerle - tam sayısını dahi bilmiyoruz - nişan taşları da ileride başımıza dert açar, düşüncesiyle işgal edenler tarafından yok edildi. Yalnız Kâğıthane derecesi ve çayır çok şükür bundan masun kaldı.
    Kâğıthane'de bazı tarihî binaların bugün yerinde kalmaması sebeplerinden biri de ahşap olmalarıdır. Asıl Kâğıthane'de Sultan Aziz devri yapısı Sa'dâbâd Kasrı bu cihetle askerî İstihkâm Okulu garnizonunca yıkılarak yerine bir kârgir bina yapıldı. Fakat Çağlayanlar bu binanın yeninde. Peerişan ve yıkık durumu olsun onarılamadı. Çayırda mevcut çeşmeler, nişan taşları ve diğer binaların da mevcudiyetini artık resimlerden görebileceğiz. Yerlerinde kalabilenler aynen muhafaza edilirse şerefli olur. Bazı ufak tefek onarımlar da utanç vericidir. Bütün eski ve yeni hâtıralarıyla tarihine karışan Kâğıthaneyi ancak böyle derlemelerde bulunabilen ve toplanan resimleriyle bir rehber mahiyetindeki yayınlardan öğrenebileceğiz.
    Pek eskilere gidemiyerek ancak iki buçuk asrını bu esercikle canlandırabileceğiz. Bu toplamamızda perişan durumda binalarla dolu Kâğıthane ve Alibeyköy'lerinden bahsetmiyeceğiz. Hele Silahdarağa ve Karaağaç sâhil semti ağaçlarına kadar eskiliğinden hiç bir şey saklamıyor. Asırların ihmâli buraları fakirlerin zevksizliklerine göz yumularak kurban edilmiştir.

    Orada Adlî Sultan Mahmud'un «Asâkir-i Mensûre-i Muhammediye» teşkilâtının silah ve cephaneleri için kalın moloz duvarlı depoları durmaktadır. Halen inhisarların muhtelif malları için kullanılmaktadır.
    Kâğıthane için kitabeler dahil yazılanlar az değildir. Şâirlerin tavsifi çok ilgi çekicidir. Hele Nedim'in divanı âdeta oradaki gülistanın bülbüllerinden biri gibidir. Kâğıthane'nin birçok ince maceralarını dile getirmiştir.
    Kâğıthane hakkında yapılan resimler ve çıkarılan fotoğraflar çok ve çeşitlidir. Hatta yarım asır önce yapılan pullara da ilham vermiştir.
    XIX. asır İstanbul nesli Kâğıthane'yi çok yakından tanırlar. Burasını biz XX. asır nesli çok az gezebilmişizdir. Lâkin tarihimize mâlolmuş güzel tarafları çoktur. Artık Kâğıthane'de bir mesire yoktur, gidilemez. Geçmişlerini mümkün olabildiği kadar bu toplama anlatmağa çalışılacaktır. Nelere sahne olduğunu bunda görecek ve okuyabileceğiz.

    ESKİ KAĞITHANE
    Bizanslılar zamanında da çok sulak olan bu semtte el tezgâhlarında kağıt imâl edildiği rivayet olunur. XV. asırda Türkler de burada kağıt yapmışlardır denir. Bu cihetle oraya Kâğıthane semt ismi olmuştur. İkinci Sultan Bayezid zamanında İstanbul'un başlıca mesirelerinden biri de Kâğıthane'dir. Yavuz Sultan Selim'in nişancısı Tâcizâde Cafer Çelebi meşhur Hevesnâme'sinde İstanbul'un zevk köşelerini sayarken onu şu cümlelerle methediyor :
    «Geniş, çepeçevre bir kır. Yanı dağlık. Her taraf çimenler ve güllerle süslenmiş. Geniş gölgeler yapan ağaçlar o kadar sık ki, dallar birbirine girmiş, serv ile şimşad elele tutuşmuş, rüzgâr onların üstünden koşa koşa geçip gidiyor. Ar'ar'daki taze yeşillikleri yaprak sanma. Onlar birer dildir ki bu yere felâket gelmesin diye Allah'a yalvarıyorlar. Çimenlerin arasından bir de ırmak akıyor. Çimendeki güller bi'rer ateş parçasına, lâleler kıvılcımlara benziyor. Güllerle koncalar ırmağın macerasına gizlice gülüşüyorlar. Çünki su ile söğütler arasında eski bir aşk var. Rüzgâr estikçe, o sevgiliyi korumak için, titreyen söğüt dallar hepbirden su üstüne eğiliyorlar.

    KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN ZAMANINDA KÂĞITHANE

    Kâğıthane Sultan Süleyman asrında da bir mesire yeri. Karaağaç tarafları da meskûn. Orada en güzel çam ağaçları ile dolu ve havuzlu bir bağçede güllü ve bülbüllü Kasr-ı Dilara devrinin devamlı Şeyhü'l-Islâm'ı Ebûs-Suud Efendi’nindir. Çok meşhur ve makbul tefsirini burada istirahate çekildiği zamanlarda yazmıştır. Evliya Çelebi XVII. asırda bu bağçeye gitmiş ve gördüklerini yazmıştır. Evliya Çelebi Ebus-Suud ailesinin rızasıyla bağçenin millete hediye edildiğini ve halka açık tutulduğunu da yazmaktadır. Yani bu taraflar Kanunî zamanında maruftur. Peçevî der ki:
    «Sultan Süleyman'ın oğullarının sünnetleri için İstanbul'da At Meydanı’nda, iki defa düğün olmuş. 1 Şevval 936 (1529) dan başlayıp yirminci gününde Şehzadeleri Mustafa, Mehmed ve Selim, Damat ve Sadrazam İbrahim Paşa sarayında sünnet olunmuşlar. Düğünün sonunda Kâğıthane sahrasında at koşuları tertip edilmiştir. Bir de gayet uzun sırık dikilip ve en üstüne bir